Türk Erkek Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Erkek Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2018 Pazartesi

Adnan Ersan

Yazarın Adı: Adnan Ersan
Yazarın Tam Adı: Öğretmem, Yazar
Unvan: Yazar
Doğum: Samsun 1953

Kitapları

  • Güldüren Saçmalar (Gülmece Dizisi)
  • Espri Küpü
  • Güldüren Espriler (Gülmece Dizisi)
  • Soğuk Bilmeceler (Gülmece Dizisi)
  • Mezartaşı Esprileri (Gülmece Dizisi)
  • Fil Bilmeceleri (Gülmece Dizisi)
  • Onu Öyle Demezler (Gülmece Dizisi)
  • Temel Bilmeceleri (Gülmece Dizisi)
  • Çocuk Bilmeceleri (Gülmece Dizisi)
  • Çocuk Fıkraları (Gülmece Dizisi)
  • Öğrenci Esprileri (Yayınevi Genel Dizisi)
  • Okul Fıkraları (Gülmece Dizisi)

27 Aralık 2017 Çarşamba

Aziz Nesin

Subayken yazmaya başladığı için asıl adı Mehmet Nusret Nesin yerine “Aziz Nesin” takma adını benimsedi. Öte yandan yazılarında Aziz Nesin yanında Ateş Sin, Ayşegül, Battal Bataner, Bedri Birdirbir, Falan, Daver Devletlü, Hakkı Haklar, Kerim Kihkih, Hasan Dene Gör gibi imzalar da kullandı.

İlkokulu Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi (1925), Darüşşafaka Lisesi, Vefa ve Davutpaşa Ortaokulu (1929), Çengelköy Askeri Ortaokulu’nda (1930) okudu. Kuleli Askeri Lisesi’ni (1935), Harp Okulu’nu (1937) bitirdi. Ayrıca Fen Tatbikat Okulu’nu bitirdi (1939). İstihkâm subayı oldu (l940). İki yıl İstanbul Güzel Sanatlar Akatlemisi’ne devam etti. Subaylıktan ayrıldı (1944).

Aziz Nesin edebiyata şiirle başladı (1944, Yenigün), bu dergide Vedia Nesin adıyla şiirler yayımladı. Karagöz ve Yedi gün'de redaktörlük ve Tan gazetesinde köşe yazarlığı yaptı (1945). Gazetenin kapatılması üzerine bakkallık, muhasebecilik, fotoğrafçılık, kitapçılıkla uğraştı. Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz’la birlikte Markopaşa (sonra Malumpaşa, Merhumpaşa) dergisini çıkardı. Bir yazı nedeniyle 10 ay hapis, 13 ay Bursa’ya sürgün cezası aldı (1947). Ayrıca Politzer’den yaptığı bir çeviri yüzünden de 16 ay hapse mahkûm edildi (1950). Hapisten sonra Akbaba , Dolmuş, Yeni Gazete (1955), Akşam (1958), Tanin (1960) Günaydın (1969), Vatan (1976-1978) gibi dergi ve gazetelerde gülmece öyküleri yayımladı. TYS’nin iki dönem (1977-1980), (1985-1988), genel başkanlığını yaptı. 1984’te askeri yönetime karşı sivil bir girişim olarak “Aydınlar Dilekçesi”nin hazırlanmasını sağladı. Daha sonra Demokrasi Kurultayı düzenledi, Demokrasiyi İzleme Komitesi’nin oluşması için çalıştı. Kurucularından olduğu Aydınlık gazetesinde yazmaya (1993) başladı.

1993 temmuzunda Sivas Madımak Oteli’nde 34 aydının yakıldığı “Sivas Toplukıyımı”ndan kılpayı kurtuldu. Ancak iki yıl sonra bir imza günü sonrası Çeşme’de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Aziz Nesin, Kemal Tahir’le birlikte nedeni belli olmayan bir biçimde yanan Düşün Yayınevi’ni kurdu (1956). 1972’de Nesin Vakfı’nı kurdu. Türkiye’de ve başka ülkelerde yayımlanacak kitaplarının, oynanacak oyunlarının her türlü telif haklarını bu vakfa bıraktı. Bu vakfın amacı “her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye, ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini sağlayarak barındırmak, yetiştirmek” oldu. İlki 1976’da çıkan birkaç yıl yayımlanabilen Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’’nı yayımladı.

Dünyaca tanınan güçlü bir gülmece yazarı oldu. 120’nin üzerinde kitap yazdı. Ölümünden sonra yazdığı ama yayımlamadığı eserleri oğlu Ali Nesin tarafından yayımlanıyor.
Aziz Nesin, çağdaş Türk gülmece edebiyatının kurucusu; öykücü, romancı, şair, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı, yayımcı, eğitimci, senaristtir.

Tüm yaşamı yazı masasıyla matbaalar arasında geçen, toplumcu düşünceyi kitaplardan çok yaşamın acı deneylerinden öğrenen, bu acı deneyleri okurlarını güldürerek paylaşan, onları düşündüren yazardır. Aynı zamanda “gülümseten öfke”dir.

Demirtaş Ceyhun’un da bir kitabına verdiği adla “Çağımızın Nasrettin Hocası Aziz Nesin”dir. Aziz Nesin “Ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum” der. Bu, ömrü baskı, acı ve çileyle geçen yazarın simgesel anlatımıdır. O, yazı hayatına şiirle başlasa da onun dünyaca tanınan en büyük yönü gülmece yazarlığıdır.

Zekeriya Sertel onun BabIâli’ye gelişini şöyle anlatır: “Aziz Nesin, BabIâli’ye, savaşın son yıllarında gelmişti. İlk başvurduğu yer. Yedi gün dergisiydi. Bu derginin sahibi Sedat Simavi, benim çok yakın dostumdu. Bir gün bana bu yeni kabiliyetten söz açtı ve onu Babıâli’de eşi görülmemiş, değerli bir yazar olarak vasıflandırdı. Yedigün Aziz Nesin’e dar geliyordu.” Dar gelir, çünkü uzun yaşamak ve çok ürün ortaya koymak ister: “Belki de ben bu öyküleri yazabileyim diye bunca uzun yaşadım, salt bu öyküleri değil, bu romanları, bu oyunları, bu şiirleri yazabilmek için ve dünyayı karıştırıp düzeltmek ve güzelleştirmek umudu için...” 1945’lerden bu yana gülmece yazıları toplumumuzun her kesimine dalga dalga yayılan bir etkiye sahip oldu.

Eserlerinden anlattığı kişiler, yergiye elverişli tiplerdir. Bu gülmecenin son derece abartma götüren bir başka yanıyla birleşince, en çok okunan eserler ortaya çıktı. İşte bu yönleriyle Aziz Nesin, edebiyatımızın en çok yazan, en çok okunan yazarlarının başında gelir.

Aziz Nesin gülmece anlayışını da şöyle açıklar: “Benim gülmecem, 1. Geleneksel Türk halk gülmecesinden kaynaklanır, 2. Toplumun sorunlarından esinlenir, 3. Çağdaş dünya insanlarının sorunlarını anlatır. Kısacası yaptığım, halk gülmecesidir.”

Halk gülmecesini de şöyle açıklar: “Bir işe yarayan, bir işlevi olan gülmece.” İşlevse, “İnsanları güldürme yoluyla düşündürmeye yarar. Demek bana göre gülmece bir araç, düşünmek amaçtır. Gülmecelerimle, okurlarıma şunu düşündürmek istiyorum: Yaşadığımız toplum ve bu toplumsal yapı adaletli değildir ve içinde bulunduğumuz koşullar da güzel değildir. Adaletsizliklerden, çirkinliklerden kurtulmak için, başta kendimiz olmak üzere, çevremizi, toplumumuzu, dünyamızı değiştirme özlem ve isteği yaratmak.” (Yetmiş Beşinci Yaşında Aziz Nesin, haz. Alpay Kabacalı, Tüyap 1990).

Bunun için de ne yaşarsa, onu yazar. Yaşamında boyun eğmeyen yanı eserlerine de yansır. Yazarlık serüveni eserlerinin içeriğiyle örtüşerek, onu evrenselliğe taşır. Aslında eserlerindeki gülmece öğesi olayın kendindedir. O nedenle de halk nerede komik bir olayla karşılaşsa, “Tam Aziz Nesin'lik olay” der.

Aziz Nesin'in Eserleri
Öykü:
Geriye Kalan (1948),
İt Kuyruğu (1955),
Yedek Parça (1955),
Fil Hamdi (1955),
Damda Deli Var (1956),
Koltuk (1957),
Kazan Töreni (1957),
Toros Canavarı (1957),
Deliler Boşandı (1957),
Mahallenin Kısmeti (1957),
Ölmüş Eşek (1957),
Hangi Parti Kazanacak (1957),
Havadan Sudan (1958),
Bay Düdük (1958),
Nazik Alet (1958),
Gıdıgıdı (1959),
Aferin (1959),
Kördöğüşü (1959),
Mahmul ile Nigâr (1959),
Gözüne Gözlük (1960),
Ah Biz Eşekler (1960),
Yüz Liraya Bir Deli (1961),
Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1971),
Biz Adam Olmayız (1972),
Sosyalizm Geliyor Savulun (1965),
İhtilâli Nasıl Yaptık (1965),
Rıfat Bey Neden Kaşınıyor (1965),
Yeşil Renkli Namus Gazı (1965),
Bülbül Yuvası Evler (1968),
Vatan Sağolsun (1968),
Yaşasın Memleket (1969),
Büyük Grev (1978),
El ayvan Deyip Geçme (1980),
70 Yaşım Merhaba (1984),
Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984),
Maçinli Kız İçin Ev (1987),
Nah Kalkınırsın (1988).
Borçlu Olduklarımız
Gerçeğin Masalı
İstanbul'un Halleri
Memleketin Birinde
Şimdi Avrupa


Roman:Kadın Olan Erkek (1955),
Gol Kralı Sait Hopsait (1957);
Erkek Sabahat (1957),
Saçkıran (1959),
Zübük (1961),
Şimdiki Çocuklar Harika (1967),
Tatlı Betüş (1974),
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977) ,
Surnâme (1976),
Tek Yol (1978).


AnıBir Sürgünün Hâtıraları (1957) ,
Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. bölüm 1966, 2. bölüm 1976),
Poliste (1967),
Yokuşun Başı (1982),
Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987),
Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990).


Masal:Memleketin Birinde (1953)
Hoptirinam (1960)
Uyusana Tosunum (1971)
Aziz Dededen Masallar


Taşlama:
Azizname (1970)

Fıkra:Nutuk Makinası (1958)
Az Gittik Uz Gittik (1959)
Merhaba (1971)
Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982)
Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985)
Korkudan Korkmak (1988)


Gezi:Duyduk Duymadık Demeyin (1976)
Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)
Oyun:
Biraz Gelir misiniz (1958)
Bir Şey Yap Met (1959)
Toros Canavarı (1963)
Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968)
Çiçu (1970)
Tut Elimden Rovni (1970)
Hadi Öldürsene Canikom (1970)
Beş Kısa Oyun (1979)
Bütün Oyunları (Adam Yayınları)(1982)


Şiir:Sondan Başa (1984)
Seviye On Ölüme Beş Kala (1986)
Kendini Yakalamak (1988)
Hoşçakalın (1990).


Mektup:
Aziz Nesin-Tahsin Saraç Mektuplaşmaları (ö.s. 1995)
Aziz Nesin-Ali Nesin Mektuplaşmaları, Canım Oğlum, Canım Babacığım, (2 cilt, Adam Yayınları, ö.s. 2002)


Konuşma:İnsanlar Konuşa Konuşa (1988)
Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)


Antoloji:Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973),

Deneme:Sivas Acısı (1995)
Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)
Sizi Memlekette Eşek Yok mu? (1995)
Okuduğum Kitaplar (2001)


Diğer:Böyle Gelmiş Böyle Gitmez III-Yokuşun Başı, Özyaşamöyküsü insanlar (ö.s. 1995),
Mum Hala I, Günce (ö.s. 1995),
Bir Takım Azizlikler, Oyun (ö.s. senaryo: Genco Erkal, 1997),
Yurtiçinde ve yurtdışında aldığı ödüller, plaketler:
Devrek Baston ve Kültür Festivali Plaketi; 1956,
Altın Palmiye, birincilik (İtalya); 1957,
Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen’den bir ödül;1958,
İtalya’da yapılan Salon Gülmece Yarışmasında gümüş kupa (kendisinden habersiz sokulmuş yarışmaya);1959,
Gazeteciler Cemiyeti Fıkra Ödülü, birincilik; 1966,
Altın Kirpi, birincilik (Bulgaristan); 1968,
Karacan Karagöz Oyunları Yarışması, birincilik; 1969,
Altın Krokodil, birincilik (Moskova); 1970,
TDK Oyun Ödülü; 1975,
Lotüs Ödülü (Asya-Afrika Yazarlar Birliği); 1977,
Basın Şeref Kartı; 1984.
TYS davası arkadaşları 70. yaş armağanı; 1984,
Erkekçe başarı ödülü, Tülsüyü Sevmek öykü dalında en başarılı eser; 1986,
Tüyap Halkın Seçtiği Yılın Yazarı Ödülü; 1989,
Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Demeği Ödülü; 1989,
Karşıyaka Belediyesi, Dünya İnsan Hakları Günü Plaketi. 1989,
Bilgisayar Çocuk Kulübü; 1990,
Tolstoy Altın Ödülü;1990,
Viyana Tiyatro Ödülü; 1991,
Rüştü Koray Armağanı; 1991,
Fransa devletinin verdiği Şövalyelik nişanı.1991,
Mülkiyeliler Birliği Demokrasi Ödülü; 1991,
KETSAV ödülü. 1992,
Babaeski Tarım Festivali plaketi;1992,
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü ve altın madalyası; 1992,
Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü; 1992,
Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları Ödülü; 1992,
Gazeteciler Cemiyeti, Şükran Madalyası; 1992-1993,
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Onur Ödülü; 1993,
Carl Von Ossietzky Ödülü; 1993,
Dionysos Şiir Ödülü; 1994,
CPJ International Press Freedom Award (ABD); 1994,
Tüyap, I. Ankara kitap fuarına katkılarından dolayı plaket; 1994,
İnsan Hakları ödülü; 1994,
26. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu, Sanat İnsanları-1 Aziz Nesin, Başarı Ödülü; 1995,
Orhan Apaydın Demokrasi ve Barış Ödülü; 1995,
Hiroşima Vakfı Ödülü.


Kaynakça:Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler

10 Kasım 2017 Cuma

Ahmed Cevdet Paşa

Ahmet Cevdet Paşa, 27 Mart 1822’de Lofça’da dünyaya gelmiş ve 26 Mayıs 1895 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Lofça doğumlu olmasından ötürü kendisine Lofçalı Ahmet Cevdet Paşa da denmiştir. Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılda yetişmiş devlet ve bilim adamı olmakla beraber aynı zamanda tarihçi, şair ve hukukçudur. Osmanlı Devleti’ne büyük katkılar sağlamakla kalmamış; hem İslam âlemine hem de Türk dünyasına faydalı sayısız eser bırakmıştır.

Kendisinin doğduğu yer günümüzde Bulgaristan sınırları içerisinde yer almaktadır. Asıl ismi Ahmet iken Cevdet mahlasını ona Süleyman Fehim vermiştir. Eğitim sürecinin ilk yılları Lofça’da olmuştur. Ardından eğitimine devam etmek için 1839 yılında İstanbul’a gelmiş ve Fatih Camii’nde medreseye başlamıştır. O zamanların meşhur tekkesi Murad Molla tekkesinde de eğitim almıştır.

22 yaşına geldiğinde Rumeli’de kadı olarak memurluğa başladı. Ancak bu iş sadece rütbe olarak kalmış olduğundan İstanbul’dan ayrılması gerekmedi. 1845 yılında müderris oldu ve camilerde ders verdi. Bu süreçte iken devlet adamlığındaki yıldızı da parlamaya başladı. Yeni kanunların hazırlanması aşamalarında büyük yardımları dokundu.

1850 yılında Dar-ül Muallimin müdürlüğüne başladı ve kısa sürede mektebi ıslah etti. Kendisi, bilimsel olan her konunun Türkçe ile yazılabilmesinin mümkün olduğuna inandı ve çeşitli eserleri sadeleştirdi. Bilimin Osmanlı’da yayılmasıyla beraber Fransız Bilimler Akademisi sistemiyle çalışacak bir akademi kurulması fikrini savundu ve padişahın da uygun görmesiyle 1851’de Encümen-i Danis kuruldu. 1855 yılında devletin resmi tarihçisi olarak göreve başladı ve 10 yıl boyunca görevini sürdürdü.

Ahmet Cevdet, 1856 yılında evlenmiş ve bu evliliğinden 3 çocuk dünyaya gelmiştir. Çocuklarından Fatma Aliye Hanım ilk Türk kadın romancı olarak, Oğlu Sedat Bey ise kaleme aldığı mantık kitapları ile tanınmışlardır. Diğer kızı Emine ise, İttihat ve Terraki Cemiyeti’nde görev almış; siyasete öncülük etmiştir.

Hukuk konusuyla da yakından ilgili olan Paşa, çeşitli görevlerde bulunmuştur. Paşa olduğu sıralarda da hukuk, bilim, tarih alanında çok faydalı işler yapmıştır. 1881 yılında Abdülaziz’in ölümünde sorumlu olanları yargılamak için Yıldız Mahkemesi’nde adliye nazırı olarak görev yapmıştır. 1882 yılında adliyeden ayrılan Paşa, 3 yıl kadar devlet adamlığından uzak kalmayı tercih etmiş ardından tekrar adliye nazırı olmuştur. Ancak görevinde 4 yıl devam ettikten sonra çalışma hayatına son vermeye karar vermiş; hayatının geri kalanını ailesine ve çalışmalarına ayırmak istemiştir. Ahmet Cevdet Paşa, 1895 yılında Bebek’te bulunan yalısında vefat etmiş ve naaşı Fatih Camii bahçesine defnedilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın Eserleri

  • Osmanlı Devleti’nin 1774-1825 yılları arasındaki tarihini anlattığı, 12 ciltlik eseri, Tarih-i Cevdet
  • Hz. Âdem’den başlayarak birçok peygambere, halifelere ve padişahlara yer verdiği, en çok bilinen eseri, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa
  • Ahlaki ve siyasi cepheyi anlattığı eseri, Tezakir-i Cevdet
  • 1839-1876 yılları arasındaki hadiseleri belirttiği ve Abdülhamid’e sunduğu eseri, Ma’ruzat
  • Gençlik dönemindeki şiirlerini topladığı eseri, Divançe-i Cevdet
  • İlk gramer kitabı kabul edilen ve Fuad Paşa ile beraber yazdığı eseri, Kavaid-i Osmaniyye
  • Mecelle, Belagat-ı Osmaniyye, Kavaid-i Türkiye, Adab-ı Sedat fi-ilm-il Adab, Hilye-i Seadet diğer eserlerinden bazılarıdır.


Adnan Kurt

Mühendis. Arkadaşlarıyla Hayalet Gemi dergisini yayınladılar, altKitap.com elektronik yayınevini kurdular. Açık Radyo’da ‘Kum Kitabı’ ve ‘Bitek İnsan’ programlarını yaptılar. Bazıdönemlerde Koç Üniversitesi’nde sinirbilim için matematik dersleri veriyor. Arkadaşlarıyla Teknofil’de elektronlar, MakeLab’da nöronlar, LAL’da fotonlarla gönül eğlendiriyor.

Abdülhak Hamit Tarhan

Abdülhak Hamit Tarhan 5 Şubat 1851'de İstanbul'da doğdu. Özel eğitim gördü. Rumelihisar Rüşdiyesi'ne kısa süre devam etti. 1863'te eğitim için Paris'e gitti. Dönüşünde İstanbul'da Fransız mektebine başladı ve Babı Ali'de tercüme odasına girdi. Tahran Büyükelçiliği'ne atanan babasıyla birlikte İran'a gitti.

Babasının 1867'de ölümü üzerine İstanbul'a döndü. Maliye Mektubi ve Sadaret Kalemi'nde çalıştı. Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem'le tanıştı. Ardından diplomatlığa geçti. Uzunca bir süre yurtdışı görevlerde bulundu. 4 kere evlendi. Eşlerinin hepsi öldü.

Mütareke yıllarında Viyana'ya gitti. Cumhuriyet'in ilanından sonra döndü. 1928'de İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldı. 12 Nisan 1937'de İstanbul'da öldü. Mezarı Zincirlikuyu'da. Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimat döneminde Batı etkilerini Türk şiiri ve tiyatrosuna getiren yazardır. Kendisine son zamanlarda Şair-i Azam (en büyük şair) unvanı verilmiştir.

Abdülhak Hamit Tarhan Doğu ile Batı arasında bir köprü olabilecek kadar kuvvetli kültürü, zengin bir hayal gücü vardır. Şiirdeki Batılılaşma hareketinin asıl büyük öncüsüdür. Yaşadığı dönemde Şair-i Azam unvanıyla anılır. Şiirin biçiminde ve içeriğinde önemli yenilikler yapmıştır.

Onda ölçü, uyak, hatta dil ve cümle kaygısı görülmez bu yüzden eserlerinde dil kusurları çoktur. Dili çok ağır ve üslubu oldukça fazla dağınıktır. Şiirde tezada, şaşırtmaya yer vermiş lirik felsefi bir anlayışla yazmıştır. Tanzimat şiirine geniş ufuklar açan, Divan şiirinin iç ve dış geleneklerini yıkan, metafizik konularını işleyen tezatlardan kuvvet alan ölüm aşk ve vatan gibi konularını çeşitli dille işleyen bir şairdir. Verem hastalığından ölen karısı Fatma Hanım’ın üzüntüsüyle lirizm ve tezat dolu ünlü Makber şiirini yazmıştır.

Ağır bir dil kullandığı tiyatrolarını oynansın diye değil okunsun diye yazdığından tiyatroları sahne tekniğine hiç uygun değildir.

Daha çok şiir tekniğiyle yazdığı, nazım nesir karışık tiyatrolarında tarihi olaylar ve hayalleri hâkimdir. Abdülhak Hamit Tarhan pastoral şiirin ilk örneklerinin verildiği, serbest biçimdeki şiirlerin bulunduğu kitabına Sahra adını vermiştir.

ESERLERİ

  • Ölü (1886)
  • Hacle (1886)
  • Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
  • Bla'dan Bir Ses (1911)
  • Validem (1913)
  • İlham-ı Vatan (1918)
  • Tayfalar Geçidi (1919)
  • Ruhlar (1922)
  • Garam (1923)
  • İçli Kız (1874)
  • Sabrü Sebat (1875)
  • Duhtr-i Hindu (1875)
  • Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876 - 1919)
  • Tarık yahut Endülüs Fethi (1879 - 1970)
  • Eşber (1880, 1945)
  • Zeynep (1908)
  • Macera-yı Aşk (1910)
  • İlhan (1913)
  • Tarhan (1916)
  • Finten (1918, 1964)
  • İbn Musa (1919 - 1928)
  • Yadigar-ı Harb (1919)
  • Hakan (1935)

Abdullah Muradoğlu

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü mezunu. 15 yıldan uzun zamandır basın camiasının içinde yer aldı. 

1997 yılından bu yana Yeni Şafak Gazetesi Haber Merkezi'nde özel haberler, dizi yazıları, araştırma yazıları, röportajlar, tarih sayfaları ve köşe yazıları yazdı. 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2004 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Röportaj Dalı'nda ödüle layık görüldü. Biyografi alanında dört kitap yayınladı. Sivil toplum kuruluşlarında çeşitli görevler üstlendi.

ESERLERİ:
* Garihi Öldüren Şiir

Abdülkadir İnan

Akademisyen, Halkbilimci, Tarihçi, Yazar

Başkurdistan’ın Çıgay köyünde 1889 yılında doğdu.

Rusya’nın Çarlık döneminde Troyitsk’de Resuliye ve Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğrenim gördü (1914). Resuliye Okulu Müdürü Abdurrahman Resuli ve Rusya Türkleri’nin ünlü yazarı, Muallim dergisi yayıncısı Hasan Ali Efendi’nin özendirmesi ile Türk folkloru konusunda çalışmaya başladı. Öğretmenlik görevini sürdürmeye başladığı sıralarda bu konuda geniş bir zamana ve imkana da kavuşmuştur (1915-1923).

Rus istilasına karşı Başkurdistan’ın bağımsızlığını korumak amacıyla girişilen mücadeleye etkin bir biçimde katıldı. Bir ara Başkurt Eğitim Bakanlığı Bilim Kurulu üyeliğinde bulundu. Başkurt kadınlarının beşik ninnileri, Ruslarla yapılan mücadeleleri konu edinen destan parçaları gibi folklor malzemelerini toplarken, Zeki Velidî Togan’ın tavsiyesi üzerine çalışmalarını bütün Türk boylarının folklorunu kapsayacak genişliğe ulaştırdı. 

Türk destanları (özellikle Kırgızlar’ın Manas Destanı) ve Şaman inançları üstüne özgün araştırmalar ortaya koydu. Petrograd (Leningrad) kitaplıklarında çalışırken, pek çok bilimsel kitabı Başkurdistan’a getirdi. Bağımsızlık savaşı sonunda Türkistan’daki komitenin yardımı ile Zeki Velidî Togan ile birlikde Asya’daki Türkler’in yaşadığı bölgeleri dolaştı. İran ve Afganistan’a, oradan da Hindistan’a ve Avrupa’ya geçti (1924).

Paris ve Berlin’deki bilimsel çalışmalarına, Türkiye’ye geldikten sonra asistan olarak girdiği Türkiyat Enstitüsü’nde devam etti. Zeki Velidî Togan ile Yeni Türkistan dergisini (1927) çıkardı.

Halk Bilgisi Haberleri (1928) dergisinin yayınına katıldı. Türkiye Halk Bilgisi Derneği’nin bilimsel komisyonu üyesi iken Erzurum ve Hasankale’de folklor araştırmaları yaptı. Birinci ilmî seyahate ait rapor (1930) bu dönemin ürünüdür. “Yeni Türk” dergisinde ve “Azerbaycan Yurtbilgisi” ile zamanının hemen bütün Türkçü/Milliyetçi dergilerinde pek çok değerli araştırmaları yayınlandı. 

Çok verimli bir kalemi vardı. Şimdiki Türk Dil Kurumu’nun ilk şekli olan ve hemen hepsi de Atatürk’ün istekleri doğrultusunda kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nde vazifeler aldı. Birincisinin ilk umumî kâtibliğini üstlendi. Ruşen Eşref ve Maarif Vekili Reşid Galib’in daveti üzerine Ankara’ya gitti.

Cemiyette ihtisas katibi olarak görev aldı. İlmi komisyon ve kılavuz kolu çalışmaları üyesiyken pek çok defa Atatürk ile görüştü. Atatürk’ün dil konusunda yaptığı toplantılara ve çalışmalara katıldı.

Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulurken (1935), Atatürk kendisinden fakültede Doğu Türk lehçelerini incelemesini ve bu konuda ders vermesini istedi. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 1944’e kadar profesörlük yaptı. 

Türk lehçelerinin özellikleri ve tasnifi Türkolojinin tarihçesi, Orhon ve Yenisey yazıtları, Kırgızcanın genel özellikleri ve Manas Destanı gibi konularda dersler verdi. Bu dersleri de “Türkoloji ders Hülâsaları” adlı kitabında toplayarak yayınladı (1936).

Ayrıca Güneş Dil Teorisi üzerinde de durdu. Bu teorinin temel özelliklerini ve kurallarını açıkladı. Bazı Türkçe ve Islavca kelimeleri bu teoriye göre çözümledi. 1944 yılında, üniversitedeki unvan ve kadrosu kaldırıldı. Tercüman ve okutman olarak 1955’e kadar görevde kaldı.

Bu arada Türk Dil Kurumu’nda başuzman olarak da çalışıyordu. Şaman inançlarının genel özelliklerini belgesel olarak ortaya koydu. Diyanet İşleri Başkanlığı Danışma Kurulu’nda çalıştı. 1964’den sonra Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde uzman olarak görev aldı.

Sağlığında yalnızca beş eseri yayınlandı. Ölümüne yakın günlerde üç bine yakın makalesinden seçmeler yapılarak yayına hazırlandı ve ilk cildi yayınlandı. Ölümünden sonraki yıllarda da ikinci cildi yayınlandı. Bunlar bin sahifeye yaklaşan hacmi yanında muhtevası ile de Türk milletinin esas ve temel kaynaklarını araştıran, tetkik eden, yorumlayan yazılmamış ve yazılamayacak kadar derin ve tarihî malzemenin yorumları idi. 1 Ekim 1976 tarihinde öldü.

MİSYONU
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında kurulan dil ve tarih kurumlarında, üniversitelerin kuruluş ve teşkilatlanmalarında da çok önemli roller aldı. Atatürk’ün bir akademi gibi çalışan Çankaya toplantılarının en devamlı ilim adamlarından birisi de o idi.

Aynı zamanda büyük bir istiklâl savaşçısı, devlet adamı, Türk dili ve kültürü bilim adamıdır.

9 Kasım 2017 Perşembe

Abdi İpekçi

1929 senesinde İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı.

Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu.

1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.

ESERLERİ

  • Afrika (1955),
  • İhtilalin Iç Yüzü (Ö. S. Coşar'la birlikte, 1965),
  • İnönü Atatürk'ü Anlatıyor (1968),
  • Liderler Diyor ki (1969),
  • Dünyanın Dört Bucağından (1971),
  • Başbakan Ecevit'le Sohbet (1974),
  • Anayasa, Yasalar, Devlet (1982),
  • Banş, Demokrasi, Ôzgürlük (1982), Sadun Tanju/ Eski
  • Dostlar (Ara Güler'in fotoğraflarıyla, 2002).

A. M. Celal Şengör

24 Mart 1955’te İstanbul’da doğdu. 1973 yılında Robert Academy’yi bitirdi, 1978’de State University of New York at Albany’den jeolog olarak mezun oldu. 1979’da master, 1982’de de aynı üniversiteden doktora aldı. 1981’de İTÜ Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsüne asistan oldu.

1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin “Başkanlık Ödülü”nü, 1986’da TÜBİTAK’ın Bilim Ödülü’nü aldı. Aynı yıl İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988’de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı.

1990 yılında Academia Europaea’ya ilk Türk üye olarak seçildi, aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nın Bilgi Çağı Ödülü’nü kazandı. 1992 yılında İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı’nda profesörlüğe yükseltildi.

1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi kurucu üyesi oldu, Akademi konseyine seçildi, aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliğine seçildi. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi, ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi.

1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör Collège de France’da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti, burada “XIX. yüzyılda tektoniğin gelişmesine Fransız jeologlarının katkısı” konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998’de Collège de France’ın madalyasını aldı. 1999’da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyası’nı tevcih etti.

2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu.

Şengör, Collège de France dışında İngiltere’de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD’de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya’da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi’nde misafir profesörlük yapmıştır.

Şengör jeolojide bilhassa yapısal jeoloji ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Bu konuda 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır.

Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki “Zümrütten Akisler” köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999’da Zümrütnâme başlığı altında kitaplaştırılmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır. 

Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.

A. Haluk Işındağ

8 Ocak 1950'de İstanbul'da doğdu. 
Babası tıp doktoru, annesi ev hanımı.

1957-61 yıllarında, İstanbul Belediyesi Klasik Baty Müziği Konservatuarı’nın piyano bölümüne devam etti. Rana Erksan, Ferdi Statzer, ve 1961- 64 yıllarında Prof. Sommer'in öğrencisi oldu.

Orta öğrenimini İstanbul'da Avusturya Lisesinde yaptı.

Yüksek eğitimine Viyana'da devam etti. Viyana Teknik Üniversitesi Makina ve İşletme Bilimleri Fakültelerinde lisans, "Takım Tezgâhları" ve "Yatırım Planlaması" konularında da yüksek lisans çalışmalarını tamamlayarak makina yüksek mühendisi ve işletme-bilimleri uzmanı olarak 1976 yılında Türkiye'ye döndü.

Haluk Işındağ 1980 yılına kadar Türkiye'de profesyonel yöneticilik yaptı. 
Çalışmalarına 1980-82 yılları arasyıda Avusturya'da devam etti.

1982-83 yıllarında TÜBİTAK ile birlikte yürüttüğü “Fındıklarda Küf ve Küf Kontaminasyonları” konulu çalışması ile Nato Bilimsel Heyeti ödülünü kazandı.

Avusturya Liseliler Vakfının kurucuları arasında yer aldy. Alev İlköğretim kurumunun oluşumunu sağladı.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde ve Deniz Harp Okulu yüksek lisans bölümünde kendi çözümü olan “Esnek Üretim Planlaması ve Lojistik” eğitimini verdi.

2004-2006 yıllarında Türkiye Yelken Federasyonu Eğitim bölümünde görev aldı. “Yelken Hakemi El Kitabı” nı derledi. “Anılı Fıkralar” isimli kitabı 2000 yılında Dünya Kitapevi tarafından yayınlandı.

T.C.Başbakanlık “Vizyon 2023” projesinde Ulaştırma ve Turizm Bölümlerinde, 
9. Beş yıllık Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonunda da görevler aldı.

İTÜ Denizcilik Fakültesi Dekan Fahri Danışmanlığı, fakülte yelken kulübü başkanlığı görevlerini üstlendi.

Halen "Işın Sanayi Danışmanlığı" ve "Denizce" Internet yayımcılığının Yönetim Kurulu Başkanı olan, Üsküdar Musiki Cemiyetinde etkinliklerine devam eden, yelken hakemliği, yelken - balıkadam eğitmenliği yapan ve Türkiye Yelken Federasyonu Eğitim Kurulu Başkanlığını yürüten Haluk Işındağ evli ve iki çocuk babasıdır.

A. Ekrem Ülkü

1945 yılında, İstanbul'da doğdu. İ.Ü. İktisat Fakültesini bitirdi. Sosyal, Kültürel, Spritüel, Felsefî amaçlı bir çok dernek ve vakfın kurucusu, yöneticisi ve üyesi oldu. Kendini geliştirmeye yönelik çalışmalarını söyleşi, panel veya makalelerle dinleyicileri ile paylaştı. Radyo programlarına konuşmacı olarak katıldı. 

11 Haziran 2017 Pazar

Zübeyir Gündüzalp

Zübeyir Gündüzalp, (d. 1920; Ermenek, Karaman - ö. 2 Nisan 1971; Kirazlımescit, Süleymaniye, İstanbul), Said Nursi'nin talebelerinden ve Nur Cemaatinin önde gelen isimlerindendir. Resmiyette adı (Ziver-Zeyver) olup Said Nursi tarafından Zübeyir olarak değiştirilmiştir. Babasının adı Mehmed annesinin adı Seyyide'dir.

1946 yılında ilk defa Bediüzzaman Said Nursiyi Afyon Emirdağında ziyaret etmiş memuriyetten ayrılıp yanında kalmak istemişsede Said Nursinin  "Vazifene devam et, Konya'da daha çok hizmet edersin. İnşaallah, ileride alırım seni yanıma" demesi üzerine geri dönmüştür. 1948'de Afyon'da tutuklanarak Bediüzzaman'la birlikte altı ay hapis yattı. Bu tarihten itibaren Said Nursinin vefatına kadar onunla beraber kaldı. Said Nursinin vefatından sonra da Kur'an ve Kur'an tefsiri Risale-i Nur hizmetlerinde bulunmuştur.

Gündüzalp 2 Nisan 1971 Cuma günü İstanbul'da vefat etti. Naaşını 4 Nisan 1971 Pazar günü Osman Demirci Hocaefendi yıkadı ve Fatih Camii'nde kıldırdığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan kabristanına defnedildi. Hayatı ile ilgili pek çok kitap kaleme alınan Gündüzalp'i anlatan eserlerden birisi de 2008 yılında, ihsan Atasoy' un yazdığı ve Nesil Yayınları tarafından yayınlanan Nur'un Büyük Kumandanı: Zübeyir Gündüzalp adlı eserdir.

Eserleri
Gençliğin El Kitabı
Altın Prensipler
Güzel Gören Güzel Düşünür
Nur Bahçesinden Çiçekler
Yolumuzu Aydınlatan Işık
Nefis Muhasebesi
Dava Adamına Mektup
(1920-1971) Not Defterinden

Edip Cansever

Edebiyatımızın en önemli şairlerinden Edip Cansever, 8 Ağustos 1928 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Kumkapı Ortaokulu’nu ve İstanbul Erkek Lisesi’ni bitiren Edip Cansever, daha sonra Yüksek Ticaret Okuluna girmiş ancak okulu bitirmemiştir.

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda 2. Yeni hareketi içerisinde yer alan Edip Cansever, eğitim yaşamına tamamlamadan ticarete atılmıştır. 1950 yılında İstanbul- Kapalı Çarşı’da ticaret yapmaya başlayan Cansever, şiiri de bir kenara bırakmamıştır. İlk olarak yazdığı şiirleri 1944 tarihinde “İstanbul” adlı bir dergide yayımlayan Edip Cansever, yine bu yıllarda çeşitli dergilerde şiirlerini yayımlamıştır. 1951 yılında ise Cansever arkadaşları ile birlikte “Nokta” adında bir dergi çıkarır. 1950’’li yıllarda Edip Cansever, farklı bir şiir tarzı ile şiirlerini kaleme almaktadır. Esasen ilk kitabından da kendini belli eden şair ancak daha sonra yarattığı farklılık edebiyat çevreleri tarafından fark edilmeye başlar. Edebiyatımıza tüm geleneklerin de ötesinde yeni bir soluk geliyordu ve bu soluk Edip Cansever tarafından inşa ediliyordu. Cansever, üretken bir şair olarak varlığını koruyordu ancak bu yıllarda şiir hakkındaki fikirlerini yazdığı düzyazılarda da açıklıyordu.

1957 yılında “”Yerçekimli Karanfil”” adlı kitabını yayımlayan Edip Cansever, büyük bir beğeni toplar ve bu kitap ile 1958 Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanır. Kendisinin de içinde bulunduğu 2. Yeni hareketinin karakteristik özelliklerini bu kitaptaki şiirlerde gösteren Edip Cansever, ülkemiz şiirine bambaşka bir tarz getirmiştir. 1976 yılında yine şair için ve edebiyatımız için çok farklı bir noktada duran “Ben Ruhi Bey Nasılım” adlı kitabını yayımlamıştır. Şairin bu kitabı ise 1977 yılında Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü almıştır. Son olarak usta şair, “Yeniden” adı altında tüm şiirlerini bir araya getirir ve bu kitap da 1982’de Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü şairine getirir.

1976 yılına kadar Kapalı Çarşı’daki turistik eşya ve halı ticaretini gerçekleştiren Edip Cansever daha sonra tamamen şiire yönelmiştir. Bodrum’a tatil için giden Edip Cansever, burada beyin kanaması geçirir ve İstanbul’a tedaviye getirilir. Ancak usta şair, 28 Mayıs 1986 yılında yaşma veda eder.

Edebi Kişiliği
II. Yeni hareketi içerisinde yer alan Edip Cansever, şiirlerinde kapalı diye tabir edilen bir şiir anlayışı içerisindedir. Şiirlerinde bir kişi seçerek onun üzerinden soyutu ve somutu anlatan Cansever, şiirdeki birçok kalıbı yıkarak hareket emiştir. “Masa da Masaymış Ha” adlı şiiri bir nesne üzerinden birçok fikri kapalı bir şekilde kaleme almasının en büyük örneklerinden biridir. Şair, söz konusu şiirde bir masa ve bu masaya konulan nesneler üzerinden birçok dünya görüşünü, yaşayış biçimini, fikri muazzam bir ustalıkla kaleme almıştır. Bunun yanı sıra Edip Cansever, herhangi bir nesneyi şiirine dekor oluşturarak hareket etmeyi amaçlamıştır. Çünkü şaire göre insanlar ile nesneler arasında büyük bir bağ vardır. Yine Edip Cansever’in şiirinde tiyatro da büyük yer tutmaktadır.

Şiirlerinde tiyatro diyalogları özellikle de Klasik Yunan üslubu tiyatro diyalogları şairin şiirlerinde sık rastlanan bir durumdur. Edip Cansever, şiiri bir uğraş olarak görmekten çok bir yaşam biçim olarak yaşamıştır.

Öyle ki Cemal Süreya, Edip Cansever için yazdığı bu şiirde onun şiire olan tutkusunu açıkça dile getirmiştir:

“Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.”

Cemal Süreya

Eserleri
• İkindi Üstü
• Yerçekimi Karanfil
• Çağrılmayan Yakup
• Umutsuzlar Parkı
• Petrol
• Tragedyalar
• Sonrası Kalır
• Yeniden
• Oteller Kenti
• Ben Ruhi Bey Nasılım?
• Nerde Antigone

Kaynakça:
Ali İhsan Kolcu, Edip Cansever’in Poetikası, Salkım Söğüt Yayınları, 2010.

Abdullah Ziya Kozanoğlu

Tarihî roman ve piyes yazarı. İstanbul’da doğdu. İlköğre­nimini Nişantaşı İttihad ve Terakkî Mektebi’nde (1919), or­taöğrenimini Gazi Osmanpaşa Ortaokulu ve Kabataş Lisesi’nde yükseköğrenimini Mühendis Mektebi ve Güzel Sanatlar Akademisi Mimarî Bölümü’nde yaptı. Adana Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ile Millî Eğitim Bakanlığı’nda çalıştı. Sonra özel büro açtı. İstanbul’da öldü.

Konularını Türk tarihinden alan, tarihsel romanları ile tanın­dı. Gençlerin ve ortaöğrenim öğrencilerinin severek okudu­ğu bir romancıdır. Romanlarının çoğu filme çekildi. Kozanoğlu piyesler de yazmıştır.

Kitapları
Kızıltuğ - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1927)
Seyyid Battal (1929)
Boğaç Han (Tahsin Demiray ile birlikte, 1929)
Kaniıoğlu Kanturalı (1929)
Boz Aygırlı (1929)
Kara Çoban (1929)
Küçük Korsan (1930)
Kurtlar (1935)
Küçük Kahraman (1935)
Gültekin - Abdullah Ziya Kozanoğlu, Orhun Barkı Kahramanı (1936)
Küçük Uçman (T. Demiray iie birlikte 1936)
Kuduzlar Kraliçesi (T. Demiray ile birlikte, 1938)
Kuş Adamın Maceraları (T. Demiray ile birlikte, 1938)
Atlı Han - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1942)
Kozanoğlu (1943)
Lâle Devrinde Patronalılar Saltanatı (1943)
Malkoçoğlu - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1943)
Savcı Bey - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1944)
Kolsuz Kahraman (1945)
Battal Gazi (1946)
Türk Korsanları - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1948)
Şeydi Ali Reis (1951)
Dağlar Delisi (1952)
Fâtih Feneri (1952)
Sencivanoğlu - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1957)
Hilâl ve Salip (1961)
Algaya’nm Ölümü (1962)
Altın Saçlı Kız (1962)
Cengiz Han’ın Hazineleri (1962)
Hülâgû’nun Gözdesi (1962)
Kız Kulesi Kahramanı (1962)
Tibet Canavarı (1962)
Ağahan’m Yüzüğü (1963)
Altın Hançer (1963)
Boz kurt’un İntikamı (1963)
Kızıl Kadırga (1963
Arena Kraliçesi (1964)
Sarı Benizli Adam - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1964)
Kubllay Han’ın Gelini (1965)
Hilal ve Haç - Abdullah Ziya Kozanoğlu

Abdülbaki Gölpınarlı

Abdülbaki Gölpınarlı, (d. 12 Ocak 1900, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu – ö. 25 Ağustos 1982, İstanbul, Türkiye Cumhuriyeti), asıl adı Mustafa İzzet Baki olan edebiyat tarihçisi ve çevirmendir.

Hayatı
Abdulbaki Gölpınarlı'nın ataları Kafkas kökenli Vubh veya Ubıhlardır. Gazeteci olan babası Ahmed Agâh Efendi, Mevlevi idi. Gelenbevi İdâdîsinin son sınıfındayken babasını kaybetti. Tahsiline ara vererek çalışmaya başladı. İstanbul Vezneciler'de kitapçılıkla uğraştı.

Çorum'un Alaca ilçesindeki Menbâ-i İrfân İptidâî Mektebinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 1922’de İstanbul’a döndü, sınavla son sınıfına girdiği İstanbul Erkek Muallim Mektebi’ni, ardından da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü, Profesör Köprülüzade Mehmet Fuat Bey'in nezaretinde hazırladığı Melâmilik ve Melâmiler adlı mezuniyet tezi ile bitirdi (1930).

Edebiyat öğretmeni olarak Konya, Kayseri, Balıkesir, Kastamonu liseleriyle İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde çalıştı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Farsça okutmanlığı yaptı. Doktorasını verdikten sonra aynı fakültede Metinler Şerhi okuttu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde İslam-Türk Tasavvuf Tarihi ve Edebiyatı dersleri verdi.

1945’te Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine aykırı davrandığı iddiasıyla tutuklandı; 10 ay hapis yattıktan sonra beraat etti ve yeniden görevine döndü. 1949’da kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Eserleri
Adını 1931’de yayımladığı Melamilik ve Melamiler adlı eseriyle duyuran Gölpınarlı, Türkiyat Mecmuası, Şarkiyat Mecmuası, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası’nın yanı sıra çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda bilimsel makale yayımladı. İslam Ansiklopedisi ile Türk Ansiklopedisi’nin çeşitli maddelerini yazdı. Divan edebiyatını eleştirel olmaktan ziyade ideolojik bir yaklaşımla değerlendirdiği ileri sürülenŞablon:Fact Divan Edebiyatı Beyanındadır (1945) adlı kitabıyla büyük tartışmalara yol açtı.

Araştırmaları
Yunus Emre Divanı (1943-1948)
Fuzuli Divanı (1950)
Nedim Divanı (1951)
Mevlâna Celaleddin (1951)
Mevlânadan Sonra Mevlevilik (1953)
Hayyam ve Rubaileri (1953)
Rumeli'de Yürükler, Tatarlar ve Evlad-ı Fatihan (1957)
Menâkıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli (1963)
Alevi Bektaşi Nefesleri (1963)
Hafız Divanı (1968)
100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar (1969)
100 Soruda Tasavvuf (1969)
Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin (1966)
Hurufilik Metinleri Kataloğu (1973)
Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik (1979)
Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri (1978)
Kur'an-ı Kerîm ve Meali (1955)
Nehc'ul belağa

Afşar Timuçin

1939'da Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim görürken 1967'de Kanada’ya gitti. Montreal üniversitesinin felsefe bölümünden mezun oldu.

Yurda dönüşünde Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Fransızca okutmanlığına başladı. Aynı üniversite de doktorasını verdi. 1992’de profesörlüğe yükseldi. İstanbul’da Kavram Yayınları'nın ve üç aylık Felsefe Dergisinin (ilk sayı Ekim-Aralık 1977) sahip ve yönetmenliğini yaptı.

Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyesi. Yazı alanında adını 1956'da Vatan gazetesinde yayınlanan "Heykel" adlı öyküsüyle duyurdu. Şiirleri ve yazıları Yelken, Ataç, Papirüs, Yeni Edebiyat, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Milliyet Sanat, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.

Toplumcu dünya görüşüne bağlı, öz ve biçim bakımından bütünleşmiş bir şiir anlayışı geliştirmeye çalıştı. "Tahir ile Zühre", "Leyla ile Mecnun", "Ferhat ile Şirin", "Arzu ile Kamber", "Güllü ile Hamza" isimli halk öykülerini destan biçiminde yeniden yazarak 1969'da "Destanlar" ismiyle kitaplaştırdı. Felsefeyle ilgili kitaplarının yanısıra öykü ve deneme kitapları da yayınladı.

ESERLERİ
ŞİİR:
Çöl (1968)
Destanlar (1969)
Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz (1974)
Savaşçı Türküleri (1980)
Ey Benim Güzel Sevdalım (1984)
Bu Sevda Böyle Gider (1992)
Akşam Türküleri (1996)

ANTOLOJİ:
Wietnam Şiiri (A. Kadir ile birlikte, 1984)
Filistin Şiiri (1974-1983)
Portekiz Sömürgeleri Şiiri (1975)

ROMAN:
Yarına Başlamak (1975, 1977)
Gece Gelen Eski Dost (1980, 1983)
Kıyılar Durunca (1983)

ÖYKÜ:
Denizli Pencere (1981)
Neden Bazı Akşamlar (1985)

FELSEFE-ARAŞTIRMA:
Aristoteles Felsefesi (1976)
Descartes Felsefesine Giriş (1980)
Niçin Yapısalcılık Değil (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Kaynakları (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (1986)
Estetik (1987)

Ahmed Hulusi

Ahmed Hulûsi (d. 21 Ocak 1945, İstanbul) yazar. Pertevniyal Lisesi'ni terk ettikten sonra Tasavvuf öğretilerine duyduğu ilgi vesilesiyle kendisini bu yola adamıştır. 1965 yılından itibaren bugüne kadar, tasavvuf bakış açısıyla, İslam'ı bilimsel gerçeklerle açıklamaya çalışan otuza yakın kitap yazan Ahmed Hulusi, Allah ilminin karşılığı alınmaz prensibi diye adlandırdığı fikirinden ötürü telif hakkı almayıp, tüm kitap ve makaleleriyle birlikte sesli ve görüntülü sohbetlerinin tamamını internet üzerinden okuyucuları ile ücretsiz ve tam metin olarak indirilebilir şekilde paylaşmaktadır.

Kitapları birçok yabancı dile de çevrilmiştir. Son çalışması olan "Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü" adlı eserin altıncı yüz bin adetlik baskısı ücretsiz olarak hediye edilmiş, aynı eser yazarın kendi resmi web sitesinden çok sayıda indirilmiştir.

Biyografi
Ahmed Hulusi, 21 Ocak 1945 tarihinde İstanbul, Cerrahpaşa'da dünyaya gelmiş, Ahmed ismini annesi, Hulusi ismini ise babası koymuştur.

18 yaşına kadar Peygamber Muhammed'i dahi tanımayan bir zihniyetle yalnızca bir yaratıcıya inanmış ve din konusundaki her sorusuna karşılık olarak "sen bunları sorma, sadece denileni yap" cevabını aldığı için de, hep din dışı yaşamıştır çevresindekilere göre!

Babasının vefatından üç gün sonra 13 Eylül 1963 günü annesinin ısrarıyla gittiği Cuma namazında, içine gelen bir ilhamla din konusunu tüm derinlikleriyle araştırma kararı almış, o günden sonra beş vakit namaza başlamış ve abdestsiz dolaşmamaya karar vermiştir.

Din konusuna önce Diyanet'in yayınladığı on bir ciltlik Sahih-i Buhari tercümesini, sonra tüm Kütüb-i sitte'yi ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" isimli tefsirini okuyarak girmiştir. İki yıla yakın bir süre zahir ilimleri itibarıyla olabildiğince geniş kaynakları incelemiş, yoğun riyazatlar ve çalışmalarla kendini tasavvufa vermiş; ilk kitaplarını 1965 yılında yazdıktan sonra kendindeki açılım ve hissedişleri 1966 yılında yazdığı "Tecelliyat" isimli kitabında yayınlamıştır. Bu kitap onun 21 yaşındaki bakış açısını ve değerlendirmelerini ihtiva etmesi itibarıyla geçmiş yaşamı hakkında önemli bir değerlendirme kaynağıdır. 1965 yılında tek başına hacca gitmiş ve hayatı boyunca kendi yolunda hep tek başına yürümüştür!

Prensibi, "Kimseye tabi olmayın, kendi yolunuzu kendiniz çizin, Rasulullah öğretisi ışığıyla" olmuştur.

1970 yılında Akşam Gazetesi'nde çalışırken ruh ve ruh çağırmalar konusunu incelemeye almış ve bu konuyu "Ruh İnsan Cin" kitabında yayınlamıştır.

Kuran'daki "dumansız ateş" ve "gözeneklere nüfuz eden ateş" uyarılarının "ışınsal enerjiye" işaret ettiğini anladıktan sonra, Kuran'ın işaret yollu açıklamalarını değerlendirerek, bundan sonra dinsel anlatımdaki işaretlerin bilimsel karşılıklarını deşifre etmeye çalışan Ahmed Hulusi, bu alanda ilk çalışmasını 1985 yılında "İnsan ve Sırları" isimli kitabında açıklamıştır.

Daha sonraki süreçte Kuran'da kelimeler bazında yaptığı çalışmalarla keşfettiği gerçekleri hep çağdaş bilgilerle bütünleştirmiş; kendisini, "din" olayını, Allah adıyla işaret edilenin tamamen entegre bir Sistem ve Düzen'i temeline oturtarak, Muhammed'in neyi anlatmak istediğini "oku"maya vermiştir. Bu yolda edindiği bilgilerin bir kısmını kitapları ve internet aracılığıyla da toplumla paylaşmıştır.

İslam Dini'ni, Kur'an-ı Kerim, Kütüb-i sitte (altı önde gelen kitap) hadisleri temelinde kabul ederek inceleyen, geçmişteki ünlü tasavvuf simalarının çalışmalarını değerlendirerek gereklerini yaşadıktan sonra, bunları günümüz ilmiyle de birleştirerek değerlendiren ve mantıksal bütünlük içinde bir sistem olarak açıklayan Ahmed Hulusi, insanların, kişiliğiyle değil, düşünceleriyle ilgilenmesini istemektedir.

Sürekli Sarı Basın Kartı sahibi gazeteci Ahmed Hulusi, bu alan dışında profesyonel olarak hiçbir işle uğraşmamış, hiçbir teşkilat, dernek, parti, cemaat üyesi olmamıştır.

28 Şubat öncesi şartlar dolayısıyla, eşi Cemile ile önce Londra'da bir yıl yaşayan Ahmed Hulusi, 1997 yılında Amerika'ya yerleşmiş ve halen Amerika'nın bulunan Kuzey Karolina eyaletine bağlı Raleigh kentine yaşamını sürdürmektedir.

Kitapları
1. Manevi İbadetler Rehberi, 1965
2. Ebu Bekir Es Sıddık, 1965, ISBN 978-975-7557-42-5 [3]
3. Tecelliyat, 1967, ISBN 978-975-7557-35-7 [4]
4. Ruh İnsan Cin, 1972, ISBN 978-975-7557-32-6 [5]
5. İnsan Ve Sırları 1-2, 1986, ISBN 978-975-7557-30-2 [6], ISBN 978-975-7557-31-9 [7]
6. Dost'tan Dosta, 1987, ISBN 978-975-7557-36-4 [8]
7. Hazreti Muhammed’in Açıkladığı Allah, 1989, ISBN 978-975-7557-34-0 [9]
8. Evrensel Sırlar, 1990, ISBN 978-975-7557-37-1 [10]
9. Gavs-ı A’zam Abdulkadir Geylani "Gavsiye" Açıklaması, 1991, ISBN 978-975-7557-38-8 [11]
10. Dua ve Zikir, 1991, ISBN 978-975-7557-27-7 [12]
11. Hazreti Muhammed Neyi "Oku"Du?, 1992, ISBN 978-975-7557-33-3 [13]
12. Akıl ve İman, 1993, ISBN 978-975-7557-39-5 [14]
13. Muhammed Mustafa (a.s.) 1-2, 1994, ISBN 978-975-7557-27-2 [15], ISBN 978-975-7557-28-9 [16]
14. Kendini Tanı, 1994, ISBN 978-975-7557-40-1 [17]
15. Tek'in Seyri, 1995, ISBN 978-975-7557-43-2 [18]
16. İslam, 1996, ISBN 978-975-7557-44-9 [19]
17. İslam'ın Temel Esasları, 1997, ISBN 978-975-7557-53-1 [20]
18. Okyanus Ötesinden 1-2-3, 1998, ISBN 978-975-7557-61-6 [21], ISBN 978-975-7557-63-0 [22], ISBN 978-975-7557-64-7 [23]
19. Sistemin Seslenişi 1-2, 1999, ISBN 978-975-7557-65-4 [24], ISBN 978-975-7557-90-6 [25]
20. Din'in Temel Gerçekleri, 1999, ISBN 978-975-7557-67-8 [26]
21. Cuma Sohbetleri, 2000, ISBN 978-975-7557-70-8 [27]
22. Mesajlar, 2000, ISBN 978-975-7557-72-2 [28]
23. Yaşamın Gerçeği, 2000, ISBN 978-975-7557-94-4 [29]
24. Bilincin Arınışı, 2005, ISBN 978-975-8833-03-0 [30]
25. "B" Sırrıyla İnsan ve Din, 2005, ISBN 978-975-8833-19-1 [31]
26. Yenilen, 2007, ISBN 978-975-8833-31-3 [32]
27. Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü, 2009, ISBN 978-975-8833-64-1 [33]

Telif hakları
Yazarın kendi resmi internet sitesinde ve kitaplarında açıkladığına göre; yazılı, sesli veya görüntülü eserlerinin hiçbirinde telif hakkından kaynaklanan herhangi bir tür talebi yoktur ve eserlerini okuyucuları ile ücretsiz olarak internet üzerinden paylaşmaktadır.

9 Haziran 2017 Cuma

Abdülhak Şinasi Hisar

(1888) yılında İstanbul'da doğmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yayımlanmış ilk yazın dergilerinden olan Hazine-i Evrak'ı (1881-1882) çıkaran Mahmut Celâlettin'in oğludur. Tanzimat Edebiyatı'nın iki ünlü şairinin (Şinasi ve Abdülhak Hâmit) adları verilmiştir. Daha küçük yaşlarda bir Fransız mürebbiyeden Fransızca, komşuları olan Tevfik Fikret'ten de Türkçe dersleri almış, ilkokuldan sonra öğretimini Mekteb-i Sultanî'de (Galatasaray Lisesi'nde) tamamlamıştır (1898-1905).

Daha sonra Paris'e giderek Ecole Libre des Sciences Politiques'te okumuştur (1905-1908). Meşrutiyetin ilanından sonra yurda dönmüş, uzun süre özel şirketlerde çalışmıştır (1909-1930). Daha sonra Ankara'ya giderek Balkan Birliği Cemiyeti Umumî Kâtipliği ve Dışişleri Bakanlığı Danışmanlığı görevlerinde bulunmuştur (1931-1948). Son yıllarında İstanbul'da bazı kurumların İdare meclisi üyeliklerinde bulunmuş, İstanbul'da ölmüştür (3 Mayıs1963).

Abdülhak Şinasi Hisar, Cevdet Kudret'in belirttiği üzere Meşrutiyet Döneminin Ahmet Haşim, Refik Halit, Hamdullah Suphi, Yahya Kemal, Yakup Kadri gibi şair ve yazarlarıyla aynı kuşaktan olmasına, çoğuyla okul sıralarından başlayan arkadaşlıklar kurmasına rağmen, yazmaya onlardan çok sonra başlamıştır.

Önce Birinci Dünya Savaşı sonlarında bazı dergilerde şiirleriyle görünmüş ( 1918), sürekli olarak yazmaya ise Mütareke döneminde yönelmiştir. Bu dönemde Dergâh (1921), Yarın (1921) dergilerinde şiir ve eleştiri, İleri gibi gazetelerde de eleştiriler yazmıştır. Hisar, Cumhuriyet döneminde de Milliyet, Türk Yurdu gibi çeşitli gazete ve dergilerde yazmayı sürdürmüş, yazarlar arasında şair ve özellikle eleştirmeci olarak tanınmıştır.

Hisar, Varlık dergisinde mensur şiirler, yazın üzerinde denemeler, eski yazarlar ve geçmiş dönem hayatını anlatan anılar yayımlanmıştır (1933-1943). Bir tür hazırlık dönemi sayılabilecek bu yıllardan sonra Abdülhak Şinasi Hisar 1941 yılından itibaren kendi yolunu bulmuş, özgün yapıtlarını peşpeşe vermeye başlamıştır. Hisar, Fahim Bey ve Biz romanıyla CHP Hikâye ve Roman Armağanı'nda üçüncülük almıştır (1942).

Yapıtları

Roman:
* Fahim Bey ve Biz (1941)
* Çamlıca'daki Eniştemiz (1944)
* Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952),

Anlatı:
* Boğaziçi Mehtapları (1943)
* Boğaziçi Yalıları (1954)
* Geçmiş Zaman Köşkleri (1956),

Öteki Yapıtları:
* Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde (1955-Seçilmiş mısra ve beyit antolojisi)
* Geçmiş Zaman Fıkraları (1958)
* İstanbul ve Pierre Loti (1958)
* Yahya Kemal'e Veda (1959)
* Ahmet Haşim, Şiiri ve Hayatı (1963).

8 Haziran 2017 Perşembe

Sadık Hidayet

17 Şubat 1903'te Tahran'da doğdu. Soylu bir ailenin çocuğuydu. Ortaöğrenimini Tahran'da tamamladıktan sonra mühendislik okumak için Belçika'ya gitti. Ancak edebiyata ilgi duyduğundan öğrenimini yarıda bırakarak Paris'e geçti. Orada Fransız dili ve edebiyatını yakından inceleme fırsatı bulan Hidâyet, ilk öykülerini Paris'te yazdı. Dört yıl sonra Tahran'a döndü.

1936'da Hindistan'a giderek Sâsânî Pehlevîsi ve Sanskritçe öğrendi. Budizmi inceledi ve Buda'nın bazı yazılarını Farsçaya çevirdi. İran'a dönükten sonra bir süre devlet memurluğu ve tercümanlık yaptıysa da bu görevlerinde uzun süre çalışamadı. 1950'de tekrar Paris'e giden ve zaman zaman bunalımlar geçiren Hidâyet, 9 Nisan 1951 günü, yine böyle bir bunalım sonrası, havagazıyla intihar etti. Sâdık Hidâyet, Seyyid Muhammed Ali Cemalzâde'den sonra, Bozorg Alevî ve Sâdık-ı Çûbek ile birlikte İran edebiyatında modern öykücülüğün kurucularındandır.

Başlıca Yapıtları:
Öykü: 
Zinde begûr (1930; Diri Gömülen, Çev. Mehmet Kanar, YKY, 1995),
Se katre hân (1932; Üç Damla Kan, Çev. M.K., YKY, 1999),
Siiyerûşen (1933; Alacakaranlık, Çev. M.K., YKY, 2001),
Seg-i vilgerd (1942; Aylak Köpek, Çev. M.K., YKY, 2000).

Roman: 
Sâye-i Moğul (1931; Moğol Gölgesi),
Aleviye Hiinum (1933; Aleviye Hanım),
Bûf-i kûr (1937; Kör Baykuş, Çev. Behçet Necatigil, Varlık Yayınları, 1977; YKY, 2001),
Haci Aga (1945; Hacı Aga, Çev. M.K., YKY, 1998).

Oyun: 
Pervîn Duhter-i Sâsân (1930;
Sâsân Kızı Pervin), Mâzyâr (1933).

İnceleme-Araştırma: 
Feviiyid-i giyâhhâri (1927; Vejetaryenliğin Yararları, Çev. M.K., YKY, 1997),
İsfehân nısf-i cihan (1931; Isfahan: Yarım Cihan),
Terânehâ-yi Hayyiim (1934; Hayyam'ın Teraneleri, Çev. M.K., YKY, 1999),
Folklor yii ferheng-i tûde (Folklor ya da Halk Kültürü).

Mehmet Kanar

Mehmet Kanar 1 Ocak 1954 tarihinde Konya'da doğdu. Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları bölümünde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nden emekli oldu.

Fars Dili ve Edebiyatı, Türk Dili, Kültürü ve Edebiyatı ile ilgili sözlük, çeviri, gramer, tenkidli metin, dil öğretimi, sadeleştirrne çalışmalarında bulundu,YKY aracılığıyla Modem İran Edebiyatının Türkiye'de tanınmasında katkısı oldu.

Sadık Hidayet'ten yaptığı Hayyarn'ın Teraneleri (YKY) adlı çevirisiyle bu dalda birincilik ödülünü aldı. Öte yandan İran Cumhurbaşkanlığınca Fars Dili ve Edebiyatı araştırmaları alanında "üstün araştırmacı" ödülüne layık görüldü.

Halen Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı ile Tarih bölümlerinde ders vermektedir.Özellikle Sâdık Hidâyet'ten yaptığı çevirilerle tanınan Kanar, ayrıca Fars dili ve edebiyatı üzerine ders kitapları, sözlükler (örn. Büyük Türkçe-Farsça Sözlük, 1993) ve derlemeler (örn. Modern İran ve Afgan Öyküleri Antolojisi, YKY, 1995; İran Masalları, YKY, 1996) hazırlamış, inceleme ve çeviriler yayımlamıştır.