11 Haziran 2017 Pazar

Zübeyir Gündüzalp

Zübeyir Gündüzalp, (d. 1920; Ermenek, Karaman - ö. 2 Nisan 1971; Kirazlımescit, Süleymaniye, İstanbul), Said Nursi'nin talebelerinden ve Nur Cemaatinin önde gelen isimlerindendir. Resmiyette adı (Ziver-Zeyver) olup Said Nursi tarafından Zübeyir olarak değiştirilmiştir. Babasının adı Mehmed annesinin adı Seyyide'dir.

1946 yılında ilk defa Bediüzzaman Said Nursiyi Afyon Emirdağında ziyaret etmiş memuriyetten ayrılıp yanında kalmak istemişsede Said Nursinin  "Vazifene devam et, Konya'da daha çok hizmet edersin. İnşaallah, ileride alırım seni yanıma" demesi üzerine geri dönmüştür. 1948'de Afyon'da tutuklanarak Bediüzzaman'la birlikte altı ay hapis yattı. Bu tarihten itibaren Said Nursinin vefatına kadar onunla beraber kaldı. Said Nursinin vefatından sonra da Kur'an ve Kur'an tefsiri Risale-i Nur hizmetlerinde bulunmuştur.

Gündüzalp 2 Nisan 1971 Cuma günü İstanbul'da vefat etti. Naaşını 4 Nisan 1971 Pazar günü Osman Demirci Hocaefendi yıkadı ve Fatih Camii'nde kıldırdığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan kabristanına defnedildi. Hayatı ile ilgili pek çok kitap kaleme alınan Gündüzalp'i anlatan eserlerden birisi de 2008 yılında, ihsan Atasoy' un yazdığı ve Nesil Yayınları tarafından yayınlanan Nur'un Büyük Kumandanı: Zübeyir Gündüzalp adlı eserdir.

Eserleri
Gençliğin El Kitabı
Altın Prensipler
Güzel Gören Güzel Düşünür
Nur Bahçesinden Çiçekler
Yolumuzu Aydınlatan Işık
Nefis Muhasebesi
Dava Adamına Mektup
(1920-1971) Not Defterinden

Edip Cansever

Edebiyatımızın en önemli şairlerinden Edip Cansever, 8 Ağustos 1928 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Kumkapı Ortaokulu’nu ve İstanbul Erkek Lisesi’ni bitiren Edip Cansever, daha sonra Yüksek Ticaret Okuluna girmiş ancak okulu bitirmemiştir.

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda 2. Yeni hareketi içerisinde yer alan Edip Cansever, eğitim yaşamına tamamlamadan ticarete atılmıştır. 1950 yılında İstanbul- Kapalı Çarşı’da ticaret yapmaya başlayan Cansever, şiiri de bir kenara bırakmamıştır. İlk olarak yazdığı şiirleri 1944 tarihinde “İstanbul” adlı bir dergide yayımlayan Edip Cansever, yine bu yıllarda çeşitli dergilerde şiirlerini yayımlamıştır. 1951 yılında ise Cansever arkadaşları ile birlikte “Nokta” adında bir dergi çıkarır. 1950’’li yıllarda Edip Cansever, farklı bir şiir tarzı ile şiirlerini kaleme almaktadır. Esasen ilk kitabından da kendini belli eden şair ancak daha sonra yarattığı farklılık edebiyat çevreleri tarafından fark edilmeye başlar. Edebiyatımıza tüm geleneklerin de ötesinde yeni bir soluk geliyordu ve bu soluk Edip Cansever tarafından inşa ediliyordu. Cansever, üretken bir şair olarak varlığını koruyordu ancak bu yıllarda şiir hakkındaki fikirlerini yazdığı düzyazılarda da açıklıyordu.

1957 yılında “”Yerçekimli Karanfil”” adlı kitabını yayımlayan Edip Cansever, büyük bir beğeni toplar ve bu kitap ile 1958 Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanır. Kendisinin de içinde bulunduğu 2. Yeni hareketinin karakteristik özelliklerini bu kitaptaki şiirlerde gösteren Edip Cansever, ülkemiz şiirine bambaşka bir tarz getirmiştir. 1976 yılında yine şair için ve edebiyatımız için çok farklı bir noktada duran “Ben Ruhi Bey Nasılım” adlı kitabını yayımlamıştır. Şairin bu kitabı ise 1977 yılında Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü almıştır. Son olarak usta şair, “Yeniden” adı altında tüm şiirlerini bir araya getirir ve bu kitap da 1982’de Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü şairine getirir.

1976 yılına kadar Kapalı Çarşı’daki turistik eşya ve halı ticaretini gerçekleştiren Edip Cansever daha sonra tamamen şiire yönelmiştir. Bodrum’a tatil için giden Edip Cansever, burada beyin kanaması geçirir ve İstanbul’a tedaviye getirilir. Ancak usta şair, 28 Mayıs 1986 yılında yaşma veda eder.

Edebi Kişiliği
II. Yeni hareketi içerisinde yer alan Edip Cansever, şiirlerinde kapalı diye tabir edilen bir şiir anlayışı içerisindedir. Şiirlerinde bir kişi seçerek onun üzerinden soyutu ve somutu anlatan Cansever, şiirdeki birçok kalıbı yıkarak hareket emiştir. “Masa da Masaymış Ha” adlı şiiri bir nesne üzerinden birçok fikri kapalı bir şekilde kaleme almasının en büyük örneklerinden biridir. Şair, söz konusu şiirde bir masa ve bu masaya konulan nesneler üzerinden birçok dünya görüşünü, yaşayış biçimini, fikri muazzam bir ustalıkla kaleme almıştır. Bunun yanı sıra Edip Cansever, herhangi bir nesneyi şiirine dekor oluşturarak hareket etmeyi amaçlamıştır. Çünkü şaire göre insanlar ile nesneler arasında büyük bir bağ vardır. Yine Edip Cansever’in şiirinde tiyatro da büyük yer tutmaktadır.

Şiirlerinde tiyatro diyalogları özellikle de Klasik Yunan üslubu tiyatro diyalogları şairin şiirlerinde sık rastlanan bir durumdur. Edip Cansever, şiiri bir uğraş olarak görmekten çok bir yaşam biçim olarak yaşamıştır.

Öyle ki Cemal Süreya, Edip Cansever için yazdığı bu şiirde onun şiire olan tutkusunu açıkça dile getirmiştir:

“Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.”

Cemal Süreya

Eserleri
• İkindi Üstü
• Yerçekimi Karanfil
• Çağrılmayan Yakup
• Umutsuzlar Parkı
• Petrol
• Tragedyalar
• Sonrası Kalır
• Yeniden
• Oteller Kenti
• Ben Ruhi Bey Nasılım?
• Nerde Antigone

Kaynakça:
Ali İhsan Kolcu, Edip Cansever’in Poetikası, Salkım Söğüt Yayınları, 2010.

Abdullah Ziya Kozanoğlu

Tarihî roman ve piyes yazarı. İstanbul’da doğdu. İlköğre­nimini Nişantaşı İttihad ve Terakkî Mektebi’nde (1919), or­taöğrenimini Gazi Osmanpaşa Ortaokulu ve Kabataş Lisesi’nde yükseköğrenimini Mühendis Mektebi ve Güzel Sanatlar Akademisi Mimarî Bölümü’nde yaptı. Adana Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ile Millî Eğitim Bakanlığı’nda çalıştı. Sonra özel büro açtı. İstanbul’da öldü.

Konularını Türk tarihinden alan, tarihsel romanları ile tanın­dı. Gençlerin ve ortaöğrenim öğrencilerinin severek okudu­ğu bir romancıdır. Romanlarının çoğu filme çekildi. Kozanoğlu piyesler de yazmıştır.

Kitapları
Kızıltuğ - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1927)
Seyyid Battal (1929)
Boğaç Han (Tahsin Demiray ile birlikte, 1929)
Kaniıoğlu Kanturalı (1929)
Boz Aygırlı (1929)
Kara Çoban (1929)
Küçük Korsan (1930)
Kurtlar (1935)
Küçük Kahraman (1935)
Gültekin - Abdullah Ziya Kozanoğlu, Orhun Barkı Kahramanı (1936)
Küçük Uçman (T. Demiray iie birlikte 1936)
Kuduzlar Kraliçesi (T. Demiray ile birlikte, 1938)
Kuş Adamın Maceraları (T. Demiray ile birlikte, 1938)
Atlı Han - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1942)
Kozanoğlu (1943)
Lâle Devrinde Patronalılar Saltanatı (1943)
Malkoçoğlu - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1943)
Savcı Bey - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1944)
Kolsuz Kahraman (1945)
Battal Gazi (1946)
Türk Korsanları - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1948)
Şeydi Ali Reis (1951)
Dağlar Delisi (1952)
Fâtih Feneri (1952)
Sencivanoğlu - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1957)
Hilâl ve Salip (1961)
Algaya’nm Ölümü (1962)
Altın Saçlı Kız (1962)
Cengiz Han’ın Hazineleri (1962)
Hülâgû’nun Gözdesi (1962)
Kız Kulesi Kahramanı (1962)
Tibet Canavarı (1962)
Ağahan’m Yüzüğü (1963)
Altın Hançer (1963)
Boz kurt’un İntikamı (1963)
Kızıl Kadırga (1963
Arena Kraliçesi (1964)
Sarı Benizli Adam - Abdullah Ziya Kozanoğlu (1964)
Kubllay Han’ın Gelini (1965)
Hilal ve Haç - Abdullah Ziya Kozanoğlu

Abdülbaki Gölpınarlı

Abdülbaki Gölpınarlı, (d. 12 Ocak 1900, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu – ö. 25 Ağustos 1982, İstanbul, Türkiye Cumhuriyeti), asıl adı Mustafa İzzet Baki olan edebiyat tarihçisi ve çevirmendir.

Hayatı
Abdulbaki Gölpınarlı'nın ataları Kafkas kökenli Vubh veya Ubıhlardır. Gazeteci olan babası Ahmed Agâh Efendi, Mevlevi idi. Gelenbevi İdâdîsinin son sınıfındayken babasını kaybetti. Tahsiline ara vererek çalışmaya başladı. İstanbul Vezneciler'de kitapçılıkla uğraştı.

Çorum'un Alaca ilçesindeki Menbâ-i İrfân İptidâî Mektebinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 1922’de İstanbul’a döndü, sınavla son sınıfına girdiği İstanbul Erkek Muallim Mektebi’ni, ardından da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü, Profesör Köprülüzade Mehmet Fuat Bey'in nezaretinde hazırladığı Melâmilik ve Melâmiler adlı mezuniyet tezi ile bitirdi (1930).

Edebiyat öğretmeni olarak Konya, Kayseri, Balıkesir, Kastamonu liseleriyle İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde çalıştı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Farsça okutmanlığı yaptı. Doktorasını verdikten sonra aynı fakültede Metinler Şerhi okuttu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde İslam-Türk Tasavvuf Tarihi ve Edebiyatı dersleri verdi.

1945’te Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine aykırı davrandığı iddiasıyla tutuklandı; 10 ay hapis yattıktan sonra beraat etti ve yeniden görevine döndü. 1949’da kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Eserleri
Adını 1931’de yayımladığı Melamilik ve Melamiler adlı eseriyle duyuran Gölpınarlı, Türkiyat Mecmuası, Şarkiyat Mecmuası, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası’nın yanı sıra çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda bilimsel makale yayımladı. İslam Ansiklopedisi ile Türk Ansiklopedisi’nin çeşitli maddelerini yazdı. Divan edebiyatını eleştirel olmaktan ziyade ideolojik bir yaklaşımla değerlendirdiği ileri sürülenŞablon:Fact Divan Edebiyatı Beyanındadır (1945) adlı kitabıyla büyük tartışmalara yol açtı.

Araştırmaları
Yunus Emre Divanı (1943-1948)
Fuzuli Divanı (1950)
Nedim Divanı (1951)
Mevlâna Celaleddin (1951)
Mevlânadan Sonra Mevlevilik (1953)
Hayyam ve Rubaileri (1953)
Rumeli'de Yürükler, Tatarlar ve Evlad-ı Fatihan (1957)
Menâkıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli (1963)
Alevi Bektaşi Nefesleri (1963)
Hafız Divanı (1968)
100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar (1969)
100 Soruda Tasavvuf (1969)
Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin (1966)
Hurufilik Metinleri Kataloğu (1973)
Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik (1979)
Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri (1978)
Kur'an-ı Kerîm ve Meali (1955)
Nehc'ul belağa

Afşar Timuçin

1939'da Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim görürken 1967'de Kanada’ya gitti. Montreal üniversitesinin felsefe bölümünden mezun oldu.

Yurda dönüşünde Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Fransızca okutmanlığına başladı. Aynı üniversite de doktorasını verdi. 1992’de profesörlüğe yükseldi. İstanbul’da Kavram Yayınları'nın ve üç aylık Felsefe Dergisinin (ilk sayı Ekim-Aralık 1977) sahip ve yönetmenliğini yaptı.

Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyesi. Yazı alanında adını 1956'da Vatan gazetesinde yayınlanan "Heykel" adlı öyküsüyle duyurdu. Şiirleri ve yazıları Yelken, Ataç, Papirüs, Yeni Edebiyat, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Milliyet Sanat, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.

Toplumcu dünya görüşüne bağlı, öz ve biçim bakımından bütünleşmiş bir şiir anlayışı geliştirmeye çalıştı. "Tahir ile Zühre", "Leyla ile Mecnun", "Ferhat ile Şirin", "Arzu ile Kamber", "Güllü ile Hamza" isimli halk öykülerini destan biçiminde yeniden yazarak 1969'da "Destanlar" ismiyle kitaplaştırdı. Felsefeyle ilgili kitaplarının yanısıra öykü ve deneme kitapları da yayınladı.

ESERLERİ
ŞİİR:
Çöl (1968)
Destanlar (1969)
Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz (1974)
Savaşçı Türküleri (1980)
Ey Benim Güzel Sevdalım (1984)
Bu Sevda Böyle Gider (1992)
Akşam Türküleri (1996)

ANTOLOJİ:
Wietnam Şiiri (A. Kadir ile birlikte, 1984)
Filistin Şiiri (1974-1983)
Portekiz Sömürgeleri Şiiri (1975)

ROMAN:
Yarına Başlamak (1975, 1977)
Gece Gelen Eski Dost (1980, 1983)
Kıyılar Durunca (1983)

ÖYKÜ:
Denizli Pencere (1981)
Neden Bazı Akşamlar (1985)

FELSEFE-ARAŞTIRMA:
Aristoteles Felsefesi (1976)
Descartes Felsefesine Giriş (1980)
Niçin Yapısalcılık Değil (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Kaynakları (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (1986)
Estetik (1987)

Ahmed Hulusi

Ahmed Hulûsi (d. 21 Ocak 1945, İstanbul) yazar. Pertevniyal Lisesi'ni terk ettikten sonra Tasavvuf öğretilerine duyduğu ilgi vesilesiyle kendisini bu yola adamıştır. 1965 yılından itibaren bugüne kadar, tasavvuf bakış açısıyla, İslam'ı bilimsel gerçeklerle açıklamaya çalışan otuza yakın kitap yazan Ahmed Hulusi, Allah ilminin karşılığı alınmaz prensibi diye adlandırdığı fikirinden ötürü telif hakkı almayıp, tüm kitap ve makaleleriyle birlikte sesli ve görüntülü sohbetlerinin tamamını internet üzerinden okuyucuları ile ücretsiz ve tam metin olarak indirilebilir şekilde paylaşmaktadır.

Kitapları birçok yabancı dile de çevrilmiştir. Son çalışması olan "Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü" adlı eserin altıncı yüz bin adetlik baskısı ücretsiz olarak hediye edilmiş, aynı eser yazarın kendi resmi web sitesinden çok sayıda indirilmiştir.

Biyografi
Ahmed Hulusi, 21 Ocak 1945 tarihinde İstanbul, Cerrahpaşa'da dünyaya gelmiş, Ahmed ismini annesi, Hulusi ismini ise babası koymuştur.

18 yaşına kadar Peygamber Muhammed'i dahi tanımayan bir zihniyetle yalnızca bir yaratıcıya inanmış ve din konusundaki her sorusuna karşılık olarak "sen bunları sorma, sadece denileni yap" cevabını aldığı için de, hep din dışı yaşamıştır çevresindekilere göre!

Babasının vefatından üç gün sonra 13 Eylül 1963 günü annesinin ısrarıyla gittiği Cuma namazında, içine gelen bir ilhamla din konusunu tüm derinlikleriyle araştırma kararı almış, o günden sonra beş vakit namaza başlamış ve abdestsiz dolaşmamaya karar vermiştir.

Din konusuna önce Diyanet'in yayınladığı on bir ciltlik Sahih-i Buhari tercümesini, sonra tüm Kütüb-i sitte'yi ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" isimli tefsirini okuyarak girmiştir. İki yıla yakın bir süre zahir ilimleri itibarıyla olabildiğince geniş kaynakları incelemiş, yoğun riyazatlar ve çalışmalarla kendini tasavvufa vermiş; ilk kitaplarını 1965 yılında yazdıktan sonra kendindeki açılım ve hissedişleri 1966 yılında yazdığı "Tecelliyat" isimli kitabında yayınlamıştır. Bu kitap onun 21 yaşındaki bakış açısını ve değerlendirmelerini ihtiva etmesi itibarıyla geçmiş yaşamı hakkında önemli bir değerlendirme kaynağıdır. 1965 yılında tek başına hacca gitmiş ve hayatı boyunca kendi yolunda hep tek başına yürümüştür!

Prensibi, "Kimseye tabi olmayın, kendi yolunuzu kendiniz çizin, Rasulullah öğretisi ışığıyla" olmuştur.

1970 yılında Akşam Gazetesi'nde çalışırken ruh ve ruh çağırmalar konusunu incelemeye almış ve bu konuyu "Ruh İnsan Cin" kitabında yayınlamıştır.

Kuran'daki "dumansız ateş" ve "gözeneklere nüfuz eden ateş" uyarılarının "ışınsal enerjiye" işaret ettiğini anladıktan sonra, Kuran'ın işaret yollu açıklamalarını değerlendirerek, bundan sonra dinsel anlatımdaki işaretlerin bilimsel karşılıklarını deşifre etmeye çalışan Ahmed Hulusi, bu alanda ilk çalışmasını 1985 yılında "İnsan ve Sırları" isimli kitabında açıklamıştır.

Daha sonraki süreçte Kuran'da kelimeler bazında yaptığı çalışmalarla keşfettiği gerçekleri hep çağdaş bilgilerle bütünleştirmiş; kendisini, "din" olayını, Allah adıyla işaret edilenin tamamen entegre bir Sistem ve Düzen'i temeline oturtarak, Muhammed'in neyi anlatmak istediğini "oku"maya vermiştir. Bu yolda edindiği bilgilerin bir kısmını kitapları ve internet aracılığıyla da toplumla paylaşmıştır.

İslam Dini'ni, Kur'an-ı Kerim, Kütüb-i sitte (altı önde gelen kitap) hadisleri temelinde kabul ederek inceleyen, geçmişteki ünlü tasavvuf simalarının çalışmalarını değerlendirerek gereklerini yaşadıktan sonra, bunları günümüz ilmiyle de birleştirerek değerlendiren ve mantıksal bütünlük içinde bir sistem olarak açıklayan Ahmed Hulusi, insanların, kişiliğiyle değil, düşünceleriyle ilgilenmesini istemektedir.

Sürekli Sarı Basın Kartı sahibi gazeteci Ahmed Hulusi, bu alan dışında profesyonel olarak hiçbir işle uğraşmamış, hiçbir teşkilat, dernek, parti, cemaat üyesi olmamıştır.

28 Şubat öncesi şartlar dolayısıyla, eşi Cemile ile önce Londra'da bir yıl yaşayan Ahmed Hulusi, 1997 yılında Amerika'ya yerleşmiş ve halen Amerika'nın bulunan Kuzey Karolina eyaletine bağlı Raleigh kentine yaşamını sürdürmektedir.

Kitapları
1. Manevi İbadetler Rehberi, 1965
2. Ebu Bekir Es Sıddık, 1965, ISBN 978-975-7557-42-5 [3]
3. Tecelliyat, 1967, ISBN 978-975-7557-35-7 [4]
4. Ruh İnsan Cin, 1972, ISBN 978-975-7557-32-6 [5]
5. İnsan Ve Sırları 1-2, 1986, ISBN 978-975-7557-30-2 [6], ISBN 978-975-7557-31-9 [7]
6. Dost'tan Dosta, 1987, ISBN 978-975-7557-36-4 [8]
7. Hazreti Muhammed’in Açıkladığı Allah, 1989, ISBN 978-975-7557-34-0 [9]
8. Evrensel Sırlar, 1990, ISBN 978-975-7557-37-1 [10]
9. Gavs-ı A’zam Abdulkadir Geylani "Gavsiye" Açıklaması, 1991, ISBN 978-975-7557-38-8 [11]
10. Dua ve Zikir, 1991, ISBN 978-975-7557-27-7 [12]
11. Hazreti Muhammed Neyi "Oku"Du?, 1992, ISBN 978-975-7557-33-3 [13]
12. Akıl ve İman, 1993, ISBN 978-975-7557-39-5 [14]
13. Muhammed Mustafa (a.s.) 1-2, 1994, ISBN 978-975-7557-27-2 [15], ISBN 978-975-7557-28-9 [16]
14. Kendini Tanı, 1994, ISBN 978-975-7557-40-1 [17]
15. Tek'in Seyri, 1995, ISBN 978-975-7557-43-2 [18]
16. İslam, 1996, ISBN 978-975-7557-44-9 [19]
17. İslam'ın Temel Esasları, 1997, ISBN 978-975-7557-53-1 [20]
18. Okyanus Ötesinden 1-2-3, 1998, ISBN 978-975-7557-61-6 [21], ISBN 978-975-7557-63-0 [22], ISBN 978-975-7557-64-7 [23]
19. Sistemin Seslenişi 1-2, 1999, ISBN 978-975-7557-65-4 [24], ISBN 978-975-7557-90-6 [25]
20. Din'in Temel Gerçekleri, 1999, ISBN 978-975-7557-67-8 [26]
21. Cuma Sohbetleri, 2000, ISBN 978-975-7557-70-8 [27]
22. Mesajlar, 2000, ISBN 978-975-7557-72-2 [28]
23. Yaşamın Gerçeği, 2000, ISBN 978-975-7557-94-4 [29]
24. Bilincin Arınışı, 2005, ISBN 978-975-8833-03-0 [30]
25. "B" Sırrıyla İnsan ve Din, 2005, ISBN 978-975-8833-19-1 [31]
26. Yenilen, 2007, ISBN 978-975-8833-31-3 [32]
27. Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü, 2009, ISBN 978-975-8833-64-1 [33]

Telif hakları
Yazarın kendi resmi internet sitesinde ve kitaplarında açıkladığına göre; yazılı, sesli veya görüntülü eserlerinin hiçbirinde telif hakkından kaynaklanan herhangi bir tür talebi yoktur ve eserlerini okuyucuları ile ücretsiz olarak internet üzerinden paylaşmaktadır.

9 Haziran 2017 Cuma

Abdülhak Şinasi Hisar

(1888) yılında İstanbul'da doğmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yayımlanmış ilk yazın dergilerinden olan Hazine-i Evrak'ı (1881-1882) çıkaran Mahmut Celâlettin'in oğludur. Tanzimat Edebiyatı'nın iki ünlü şairinin (Şinasi ve Abdülhak Hâmit) adları verilmiştir. Daha küçük yaşlarda bir Fransız mürebbiyeden Fransızca, komşuları olan Tevfik Fikret'ten de Türkçe dersleri almış, ilkokuldan sonra öğretimini Mekteb-i Sultanî'de (Galatasaray Lisesi'nde) tamamlamıştır (1898-1905).

Daha sonra Paris'e giderek Ecole Libre des Sciences Politiques'te okumuştur (1905-1908). Meşrutiyetin ilanından sonra yurda dönmüş, uzun süre özel şirketlerde çalışmıştır (1909-1930). Daha sonra Ankara'ya giderek Balkan Birliği Cemiyeti Umumî Kâtipliği ve Dışişleri Bakanlığı Danışmanlığı görevlerinde bulunmuştur (1931-1948). Son yıllarında İstanbul'da bazı kurumların İdare meclisi üyeliklerinde bulunmuş, İstanbul'da ölmüştür (3 Mayıs1963).

Abdülhak Şinasi Hisar, Cevdet Kudret'in belirttiği üzere Meşrutiyet Döneminin Ahmet Haşim, Refik Halit, Hamdullah Suphi, Yahya Kemal, Yakup Kadri gibi şair ve yazarlarıyla aynı kuşaktan olmasına, çoğuyla okul sıralarından başlayan arkadaşlıklar kurmasına rağmen, yazmaya onlardan çok sonra başlamıştır.

Önce Birinci Dünya Savaşı sonlarında bazı dergilerde şiirleriyle görünmüş ( 1918), sürekli olarak yazmaya ise Mütareke döneminde yönelmiştir. Bu dönemde Dergâh (1921), Yarın (1921) dergilerinde şiir ve eleştiri, İleri gibi gazetelerde de eleştiriler yazmıştır. Hisar, Cumhuriyet döneminde de Milliyet, Türk Yurdu gibi çeşitli gazete ve dergilerde yazmayı sürdürmüş, yazarlar arasında şair ve özellikle eleştirmeci olarak tanınmıştır.

Hisar, Varlık dergisinde mensur şiirler, yazın üzerinde denemeler, eski yazarlar ve geçmiş dönem hayatını anlatan anılar yayımlanmıştır (1933-1943). Bir tür hazırlık dönemi sayılabilecek bu yıllardan sonra Abdülhak Şinasi Hisar 1941 yılından itibaren kendi yolunu bulmuş, özgün yapıtlarını peşpeşe vermeye başlamıştır. Hisar, Fahim Bey ve Biz romanıyla CHP Hikâye ve Roman Armağanı'nda üçüncülük almıştır (1942).

Yapıtları

Roman:
* Fahim Bey ve Biz (1941)
* Çamlıca'daki Eniştemiz (1944)
* Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952),

Anlatı:
* Boğaziçi Mehtapları (1943)
* Boğaziçi Yalıları (1954)
* Geçmiş Zaman Köşkleri (1956),

Öteki Yapıtları:
* Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde (1955-Seçilmiş mısra ve beyit antolojisi)
* Geçmiş Zaman Fıkraları (1958)
* İstanbul ve Pierre Loti (1958)
* Yahya Kemal'e Veda (1959)
* Ahmet Haşim, Şiiri ve Hayatı (1963).

8 Haziran 2017 Perşembe

Sadık Hidayet

17 Şubat 1903'te Tahran'da doğdu. Soylu bir ailenin çocuğuydu. Ortaöğrenimini Tahran'da tamamladıktan sonra mühendislik okumak için Belçika'ya gitti. Ancak edebiyata ilgi duyduğundan öğrenimini yarıda bırakarak Paris'e geçti. Orada Fransız dili ve edebiyatını yakından inceleme fırsatı bulan Hidâyet, ilk öykülerini Paris'te yazdı. Dört yıl sonra Tahran'a döndü.

1936'da Hindistan'a giderek Sâsânî Pehlevîsi ve Sanskritçe öğrendi. Budizmi inceledi ve Buda'nın bazı yazılarını Farsçaya çevirdi. İran'a dönükten sonra bir süre devlet memurluğu ve tercümanlık yaptıysa da bu görevlerinde uzun süre çalışamadı. 1950'de tekrar Paris'e giden ve zaman zaman bunalımlar geçiren Hidâyet, 9 Nisan 1951 günü, yine böyle bir bunalım sonrası, havagazıyla intihar etti. Sâdık Hidâyet, Seyyid Muhammed Ali Cemalzâde'den sonra, Bozorg Alevî ve Sâdık-ı Çûbek ile birlikte İran edebiyatında modern öykücülüğün kurucularındandır.

Başlıca Yapıtları:
Öykü: 
Zinde begûr (1930; Diri Gömülen, Çev. Mehmet Kanar, YKY, 1995),
Se katre hân (1932; Üç Damla Kan, Çev. M.K., YKY, 1999),
Siiyerûşen (1933; Alacakaranlık, Çev. M.K., YKY, 2001),
Seg-i vilgerd (1942; Aylak Köpek, Çev. M.K., YKY, 2000).

Roman: 
Sâye-i Moğul (1931; Moğol Gölgesi),
Aleviye Hiinum (1933; Aleviye Hanım),
Bûf-i kûr (1937; Kör Baykuş, Çev. Behçet Necatigil, Varlık Yayınları, 1977; YKY, 2001),
Haci Aga (1945; Hacı Aga, Çev. M.K., YKY, 1998).

Oyun: 
Pervîn Duhter-i Sâsân (1930;
Sâsân Kızı Pervin), Mâzyâr (1933).

İnceleme-Araştırma: 
Feviiyid-i giyâhhâri (1927; Vejetaryenliğin Yararları, Çev. M.K., YKY, 1997),
İsfehân nısf-i cihan (1931; Isfahan: Yarım Cihan),
Terânehâ-yi Hayyiim (1934; Hayyam'ın Teraneleri, Çev. M.K., YKY, 1999),
Folklor yii ferheng-i tûde (Folklor ya da Halk Kültürü).

Mehmet Kanar

Mehmet Kanar 1 Ocak 1954 tarihinde Konya'da doğdu. Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları bölümünde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nden emekli oldu.

Fars Dili ve Edebiyatı, Türk Dili, Kültürü ve Edebiyatı ile ilgili sözlük, çeviri, gramer, tenkidli metin, dil öğretimi, sadeleştirrne çalışmalarında bulundu,YKY aracılığıyla Modem İran Edebiyatının Türkiye'de tanınmasında katkısı oldu.

Sadık Hidayet'ten yaptığı Hayyarn'ın Teraneleri (YKY) adlı çevirisiyle bu dalda birincilik ödülünü aldı. Öte yandan İran Cumhurbaşkanlığınca Fars Dili ve Edebiyatı araştırmaları alanında "üstün araştırmacı" ödülüne layık görüldü.

Halen Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı ile Tarih bölümlerinde ders vermektedir.Özellikle Sâdık Hidâyet'ten yaptığı çevirilerle tanınan Kanar, ayrıca Fars dili ve edebiyatı üzerine ders kitapları, sözlükler (örn. Büyük Türkçe-Farsça Sözlük, 1993) ve derlemeler (örn. Modern İran ve Afgan Öyküleri Antolojisi, YKY, 1995; İran Masalları, YKY, 1996) hazırlamış, inceleme ve çeviriler yayımlamıştır.

Senai Demirci

1964’te Samsun’un Terme ilçesinde doğdu. Samsun’da başladığı tıp öğrenimini İstanbul’da sürdürdü ve 1990 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi.

Sağlık Ocağı, Yaşama Gücü ve Yürüyüşler adlı TV programlarının yapımcılığı ve sunuculuğunun yanı sıra çeşitli radyo programları yaptı. Ev akademisi seminerleri verdi. Çeşitli sağlık kuruluşlarında kalite ve kurumsal iletişim müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Halen Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde hizmet vermektedir. Çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan denemeleri dışında telif ve tercüme birçok eseri bulunmaktadır.

Serdar Özkan

Ağustos 1975'te doğan Serdar Özkan, ortaokul ve liseyi Robert Kolej'de okudu. Lisans eğitimi için Amerika'ya giderek, Lehigh Üniversitesi'nde İşletme ve Psikoloji eğitimi gördü. Halen İstanbul'da yaşayan Serdar Özkan 2002 yılından beri tüm zamanını roman yazarlığına ayırıyor.

İlk romanı Kayıp Gül bugüne kadar 43 dile çevrildi, 50'yi aşkın ülkede yayınlandı. Kanada'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Çin'e, dünyanın dört bir yanında farklı kültürlerden okurların büyük beğenisini kazanan Kayıp Gül, birçok ülkede Çok Satanlar listelerinde yer aldı. Türkiye'de Çok Satanlar listelerinde haftalarca 1 numarada kalan Kayıp Gül, 63 hafta listelerde yer alarak, son yılın en çok okunan romanı oldu.

Dünya basınında, Corriere della Sera, DPA, Helsinki Sanomat gibi her biri kendi ülkelerinin önde gelen haber ve basın kuruluşlarından büyük övgüler aldı, tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarından Paulo Coelho'nun Simyacı'sı ve Richard Bach'ın Martı'sı ile kıyaslandı.
Dünyanın en önemli haber kuruluşlarından Alman Haber Ajansı DPA ve Finlandiya'nın en çok okunan gazetesi Helsinki Sanomat tarafından St. Exupery'nin Küçük Prens'ine benzetildi, "Türklerin Küçük Prensi" olarak adlandırıldı.
Yurtdışında, Random House, Bertelsmann, Bompiani, Hachette gibi dünyanın en prestijli ve seçkin yayınevleri tarafından yayınlanan Serdar Özkan'ın ilk romanı bugüne kadar şu dillere çevrilmiştir:

İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Hollandaca, Yunanca, Macarca, Romence, Çekçe, Hırvatça, Letonca, Litvanca, Slovence, Sırpça, Portekizce, Korece, Japonca, Bulgarca, İtalyanca, İzlandaca, Rusça, Fince, Lehçe, Endonezyaca, Arapça, Marathi, Çince, Telugu, Hintçe, Estonca, Tayvanca, Tayca, Urdu, Malayca, Makedonca, Farsça, Arnavutça, İsveççe, Azerice, Norveçce, Danca, Vietnamca.

Serdar Özkan'ın ikinci romanı Hayatın Işıkları Yanınca 2011 yılında yayınlandı.

Yaşar Kemal

Yaşar Kemal I923'te Osmaniye'nin Hemite (bugün Gökçedam) köyünde doğdu. Komşu Burhanlı köyünde başladığı ilköğrenimini Kadirli'de tamamladı. Adana'da ortaokula devam ederken bir yandan da çırçır fabrikalarında çalıştı.

Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 194O'lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu, 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı.

1943'te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar11 yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946'da gittiği İstanbul'da Fransızlara ait Havagazı Şirketi'nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948'de Kadirli'ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950'de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı.

1951'de salıverildikten sonra İstanbul'a gitti, 1951 - 63 arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bü"arada 1952'de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak"ı, 1955'te kendisine büyük bir ün kazandıran ilk romanı ince Merited'i yayımladı. 1962'de girdiği Türkiye İşçi Par-tisi'nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı, 1967'de haftalık siyasi dergi Ant'm kurucuları arasında yer aldı. 1973'te Türkiye Yazarlar Sendikası'nm kuruluşuna katıldı ve 1974 - 75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi.

1988'de kurulan PEN Yazarlar Derne-ği'nin ilk başkanı oldu. 1995'te Der Spiegel'de yayımlanan bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl Index on Censorship'te yayımlanan "Türkiye'nin Üstündeki Karabulut" başlıklı yazısı dolayısıyla 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildi, cezası ertelendi. Şaşırtıcı imgelemi, insan ruhunun derinliklerine nüfuz eden kavrayışı, anlatımının şiirselliğiyle yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal 1973'ten bu yana Nobel Edebiyat Ödülü adayıdır.

Yapıtları kırka yakm dile çevrilen Yaşar Kemal, Türkiye'de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca Ödülü (1982), Legion d'Honneur nişanı Commandeur payesi (1984), Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı (1993), Premi Internacional Catalunya (1996), Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü'nün (1997) de bulunduğu 19 ödüle değer görüldü.

Zom Tevfik

Zom Tevfik 20. yüzyılın başlarında, Aksaray'da Yeşiltulumba kahveleri önünde akşamdan kalmalara, sabahları kâsesi yirmi paraya baş suyu satan ayyaş çorbacı. Zom Tevfik gayet komik bir adamdı. Başka bir çorbacı aynı mıntıkada kendisine rakip çıkınca, ticareti sekteye uğradığından, çorbacılığı terk edip bir eşek tedarik etmiş ve çanak çömlek satmaya başlamıştı. Sonra bu alışverişten de vazgeçerek saka oldu.

Akşamları meyhaneye gider, eşeğini kapıya bağlar, rakısını efendi gibi içip etrafla şakalaşırdı. Vakit gelince eşek feryada başlar, Zom Tevfik meyhaneciyle hesabı görür, alışkanlığı olduğu üzere yüz dirhem şarabı hayvana içirir, haydi sen de kekâlan kerata! derdi. Yolda eşeğiyle konuşa konuşa evine giderdi.

Sermet Muhtar Alus Masal Olanlar

Merdan Yanardağ

İlk, orta ve yüksek öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Çağlayan Lisesi ve UTİA Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi" alanında yüksek lisans (master) yaptı. Gazeteci. Mesleğe 1985 yılında Günaydın gazetesinde muhabir olarak basladı.

Ardından sırasıyla Sabah, Günes, Gündem, Aydınlık (günlük) gazetelerinde muhabir, editör, haber müdürü, yazıisleri müdürü, genel yayın koordinatörü olarak çalıstı. Haftalık Söz dergisinde genel yayın yönetmenliği yaptı.

HBB, Kanal E (CNBC-E), ATV, Kanal 6 ve Expochannel televizyonlarında editör, programcı, haber müdürü/koordinatörü, genel yayın yönetmeni ve genel müdür olarak çalıstı. Bianet internet sitesinde 2 yıl boyunca haftalık makale yazarlığı yaptı. Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Bölge Sekreterliği (1989-1991) görevini yürüttü.

Yazarın,
* Türk Siyasal Yasamında Kadro Hareketi (Yalçın Yayınları, 1988),
* Avrupa Birliği ve Sosyalistler / ortak kitap (Ütopya Yayınları, 2000),
* MHP Değisti mi? / Ülkücü Hareketin Analitik Tarihi (Gendas Yayınları, 2002),
* Milliyetçilik Fasizm ve MHP / ortak kitap (Aykırı Yayınları, 2002)
* Yeni Muhafazakarlar / Ne-o-Cons (Çivi Yazıları, 2004) ve
* Türkiye Nasıl Kusatıldı? / Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası (Siyah Beyaz Kitap, 2006, 9. Baskı) isimli kitapları bulunuyor.

Yazarın çesitli dergilerde ve gazetelerde 100'ü askın makalesi ve inceleme yazısı yayımlandı. Kanaltürk'ün kurulus çalısmalarına (2004) katılan Merdan Yanardağ, diğer görevlerinin yanı sıra halen bu televizyon kanalında "5. Boyut" isimli haber-analiz programını yapıyor

Abdullah Yüce

04.Aralık.1920 yılında İstanbul Eyüp Sultan'da doğdu. Annesi Sultan Hanım, babası Hafız İsa Efendi'dir. Çocukluğu meşakkat ve fakirlik içinde Eyüp Sultan'da geçti. Reşadiye 36. ve 37. ilkokullarında okudu. Tahsilini ortaokuldan terk etmek mecburiyetinde kaldı. 18 yaşında sanat hayatına başladı. 1942 yılında askere gitti 4 yıl askerlik yaptı.

İlk mûsıkî çalışmalarını Ali Rıza Bey'le yaptı. Bu yıllarda ilk şarkısı olan "Bu Ne Sevgi Ah, Bu Ne Istırab"ı besteledi. 1946 yılında Fındıklı Salı Pazarı'nda sahne hayatına atıldı. Daha sonra 1949 yılında ilk plak çalışmasını yaptı. 50'ye yakın taş plak doldurdu.

Sanat hayatı boyunca, Sadettin KAYNAK, Selahattin PINAR, Kemanî Hacı Maksut, Kadri ŞENÇALAR, İsmail ŞENÇALAR hocası udî Edip ERTEN ve Ali Rıza Bey gibi üstatlardan feyiz aldı. 3 arkadaş, "Kara Sevda" ve "Hicran Yarası" gibi çeşitli sinema film çalışmaları yaptı. Evli ve 2 çocuk babası olan Abdullah YÜCE 1995 yılının Aralık ayında vefat etti.

Abdullah Yüce, bütünüyle Kasımpaşa'daki gramofonlu bir halk meyhanesi dekorunda geçen bu Lütfi Akad filminin yanı sıra, Memduh Ün'ün Üç Arkadaş'ından, Metin Erksan'ın Hicran Yarası'ndan gelip geçti, 50'lerde ve 60'larda yalnız plak firmalarının ve tanınmış alaturka gazinoların değil, Yeşilçam'ın da aranan yıldızlarından oldu. 90'larda TV dizisi Süper Baba'da oynadığı Rasim Baba rolü, unutulmadığının ispatıydı. Fitili, 28 yaşındayken yaptığı beste ateşlemişti:

Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap
Zavallı kalbim ne kadar harap
Nasibim olsun bir yudum şarap
Sun da içeyim yârin elinden

Emekliliğinden sonra Yeniköy sırtlarındaki evinin etrafını, Zeki Müren'den Bülent Ersoy'a kadar herkesin yorumladığı bu şarkısının notalarıyla süslü bir demir parmaklıkla çevirdi. Diğer ünlü bestesi Ölürsem kabrime gelme, İbrahim Tatlıses ve Aynur başta olmak üzere pek çok sanatçı tarafından seslendirildi. Abdullah Yüce, sanat müziğinden arabeske dönen kavşağın önemli simalarından biridir. Ferdi Tayfur bütün Türkiye'ye, Ampul İbo, Beyoğlu Nevizade'ye ondan bir nefes taşımıştır. Bugün korsan kayıtları internette fırtınalar koparan Arap Şükrü, onun bıraktığı izlerin soluk bir karikatürüdür.

Can Yücel

Yücel, Can (1926-1999) Şiiri ve gerçek bir derviş olarak sürdürdüğü dopdolu yaşamıyla kendine has bir yer edinmiş büyük şair; büyük rakıcı; nam-ı diğer Can Baba. Halk deyişlerinden, argodan, tiyatro, müzik ve resim başta olmak üzere antik ve modern sanatların neredeyse bütün kollarından yararlanarak kurduğu şiir diliyle tanınmıştır. Can Yücel için yaşam, "canlı, materyalist, diyalektik, imgesel ve şaşırtıcıdır." Sık sık andığı Terentius'un ünlü sözü, onu evrensel kültür ve komünist hümanizma ile bütünleştiren şiirinin de eksenidir: "İnsana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değildir."

Bir söyleşisinde kendisini "Dionysos kavmindenim, yani yaşama sevinci veren bir Anadoluluyum" sözleriyle tanımlar. Can Yücel'e ilişkin yazıların birçoğu "Can Baba'yla bir gün içerken" diye başlar. Bu da onun şiiri kadar sofrasının da şenlikli, canlı, öğretici, seviyeli ve sevgili olmasından kaynaklanır. Rakı sofrası onun şiirinin arka planı gibidir. Sözgelimi Sevgi Duvarı'nda sarhoşluğu şöyle dillendirir:

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi.

İçki içmek onun yaşam biçiminin vazgeçilmez bir parçasıdır. "İçim rakı dışım su" demiştir. Mütevazı sofrasında daima dostları vardır ve daima sanat ve politika... Herhangi bir çöküntüyü yeniden üretmek için içtiği görülmemiştir. Tam tersine dünyanın ve edebiyatın bütün meselelerini incelikle, alayla, enine boyuna konuşmak ve şiir süzmek işi olmuştur. Dünyadır onun rakı sofrası.

Can Yücel'i dinleyen pek çok insan, konuşmasındaki yavaşlığı, boğukluğu ve aksaklığı şairin çok içki içmesiyle ilişkilendirmiştir. Bu yanılsamadır. Can Yücel gençliğinde tiyatro eğitimi almış ve BBC'nin Türkçe bölümünde spikerlik yapmış biri olarak mikrofonik bir sese ve konuşma biçimine sahipti. Konuşmasındaki aksaklığa neden olan, şairin gırtlağında büyüyen kanserli bir ur kütlesidir.

İlk şiirlerini topladığı Yazma'dan sonra yaptığı çeviriler nedeniyle 15 yıl hapse mahkûm edilmiştir. "Hapislik hem siyasidir, hem de şiirseldir. Ama bütün iş siyasette de şiirde de ne yapacağına bağlıdır" der. Hapishaneden Bir Siyasinin Şiirleri adlı eseriyle çıkar. Mizah ve muhalefet, imge ve dram, düşsellik ve gerçeklik, eleştiri ve iyimserlik, küfür ve zarafet onun şiirinin hamurunu oluşturur.

Türkiye'nin, nükte ve ironi kültürünün zarif, görgülü bir ustasıdır. Ve bütün nüktedanlar gibi başı hep beladadır. Örneğin yaşlılık günlerinde yargı önüne çıkarılma gerekçelerinden biri, bir konuşmasında devrin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e "hakaret etmesidir."

Can Yücel söz konusu olduğunda –pek çok politikacı da dahil– herkes bir ortak noktada birleşir: Şair gibi yaşayan, dünyaya şiir gözüyle bakan, şiirle içen bir insandır.

Hamiyet Yüceses

Yüceses, Hamiyet (1916-1996) Sesinin kudretiyle ve özel repertuarıyla bir döneme damgasını vurmuş Türk sanat müziği şarkıcısı. Soyadı kanunu çıktığında aile büyükleri hayattaydı, ama sesine çok yakışan bu soyadını, hocaları Selahattin Pınar ve Sadettin Kaynak'ın önerisiyle, 18 yaşındaki genç Hamiyet aldı. Gazino sahnelerinde yıllardır ailesini geçindiren bizzat kendisiydi, dolayısıyla evin reisi de.

Musikinin dört büyükleri arasında Perihan Altındağ ve Hamiyet Yüceses hanım hanımcık yanlarıyla, Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla'dan kalın çizgilerle ayrılır. Perihan Altındağ, hanımefendiliğini yumuşacık bir sesle tamamlarken, Hamiyet Yüceses coşkulu, akıcı, keskin, hoyratça bir tavrı dışavurur. Müzeyyen Senar kadar efevari, apaş olmasa da, Sadun Aksüt'ün tabiriyle "avami" bir okuyuşu vardır. Büyük kitleleri ona bağlayan da bu hoş çelişkidir. Güftesi Baki Süha Ediboğlu'na, bestesi Refik Fersan'a ait segâh eseri yorumlarken, kendini halktan bir garibanın yerine koyar gibidir:

Herkes gitti yalnız kaldım meyhanede
Gözyaşlarımı içtim son peymanede
Bu kalp durdu dün gece virânhanede

Çocuk yaşında sabah akşam Hafız Burhan'ı ve onun Makber'ini dinleyen birinden de bu beklenir.

İstanbullu Hamiyet, ilk sahne tecrübesini 11 yaşında Balıkesir-Burhaniye'de yaşar, 16 yaşında İstanbul'a dönüp Londra Birahanesi'nde okumaya başladığında, Anadolu şehirlerinde kendini çoktan yetiştirmiş, özellikle Antep'te pişmiştir. Devrin bütün gazinoları ona 60'lı, 70'li yıllara kadar kucak açar. 1968'de, Mevlana'yla ilgili Necip Mirkelamoğlu'nun hüseyni eseri Bezm-i meyde dün gece pervane gibi döndüm'ü gazino sahnesinde, uygun bir mizansenle seslendirmek istediğinde, Türk sağının ünlü Mevlevi kalemi Refi Cevat Ulunay'ın tepkisini çeker: "700 sene bu memleketin ilmine, irfanına, felsefesine, edebiyatına, musikisine hizmet eden Mevlânâ Celâleddin-i Rumî, İstanbul'un bir salaş meyhanesinde nasıl istismar edilir?" Yüceses'in cevabı nettir: "Biz gazinoda Mevlânâ ayini tertip etmiyoruz. İçkisiz bir müzikholde Mevlânâ aşkına yazılmış bir şarkıyı adabı ve erkânı ile okumaya hazırlanıyoruz".

Hamiyet Yüceses deyince akla gazelli şarkılar gelir. İçki kültürüne de göz kırpan bu serbest form, musiki âleminin muhafazakârlarınca hiçbir zaman el üstünde tutulmamıştır. Hamiyet Yüceses, bu tercihi ve ısrarı yüzünden 50'li yıllarda İstanbul Radyosu'ndan uzaklaştırılınca, Radyoevi'ne "Türk musikisinin operası olan gazel nasıl yasaklanır" diye isyan eden telgraflar çekilmiş, hayranları arasında radyosunu mühürleyenlere, hatta yakanlara rastlanmıştır. O devirde gramofon olan her evin, her kahvenin, her meyhanenin baş köşesinde iki gazelli plak bulunmaktadır: Hamiyet'in sesinden Makber ve Bakmıyor çeşm-i siyah feryade. 80 yaşında hayatını yitirdiğinde, vasiyeti üzerine, mezarı başında, 50'li yıllarda kaydettiği Bir bakışta âşık oldum gözlerine ey peri gazeli çalınır.

Aydın Boysan

Aydın Boysan, İstanbul doğumlu olmasına karşın aslen Rizelidir. Öğretmen Nevreste Hanım ile muhasebeci Esat Boysan’ın oğludur.

1939 yılında Pertevniyal Lisesi'ni, 1945’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ni (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’nü) bitirdi. Mesleğini 1999’a kadar ara vermeden sürdürdü. Türkiye Mimarlar Odası’nın kurucuları arasında yer aldı; yönetim kurulu üyesi, ilk genel sekreteri ve İstanbul şube başkanı oldu. 1945 yılında başladığı mimarlık mesleğine 2000 yılına kadar fiilen devam eden Aydın Boysan, mimar olarak çalıştığı 55 yıl boyunca 1.5 milyon metrekare bina tasarlamıştır.

1957-1972 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders verdi. Ulusal ve uluslararası mimarlık yarışmalarında ödüller kazandı. Kendi kitaplarını basmak için Bas Yayınları’nı kurdu. Aralıksız olarak on yıl Hürriyet ve üç yıl Akşam gazetelerinde köşe yazıları yazdı.

Aydın Boysan ünlü rakı yudumlama ritüelinde bütün tiryakilere örnek olacak bir metodoloji sergiler. Ona göre rakının hazzını artırmak için adım adım şöyle bir yol izlenmelidir:

"Bardağa ya da adı kadeh ise, ona, önce rakı dökülmez, önce soğuk su sonra soğuk rakı dökülür. İyi karışma böyle sağlanır. Böylece içmeye ciddi olarak hazırlanmış kadeh, önce ağza götürülmez, burna götürülerek koklanır. Derin nefes çekilir.

Daha sonra demci, arkasına yaslanarak bardağı ağzına yavaşça yaklaştırır ve önce mutlaka yarım yudum alıp hemen yutmaz... Ağzında yavaşça dolaştırıp, dişleri arasından ciğerlerine hava çeker. Amaç, mideden önce akciğerlerin de şölenden nasibini almasını sağlamaktır.

Alınacak ikinci yarım yudumdan sonra arkaya yaslanarak kafa hafiften yukarı kaldırılır, bütün yudum çok yavaş ve kibarca yutulur. Yutar yutmaz da oturulan yerde, helezoni olarak yavaşça sallanılır. Bu hareketin ciddi amacı, rakının mide borusundan helezoni olarak inmesini sağlamak, yani yolunu uzatmaktır. Bu hareket, fizik kanunlarının bir gereğidir.

Çünkü Bektaşilere göre, rakının bedene en çok zevk verişi, gırtlaktan mideye inişi sırasındadır. Bu yol helezoni olarak uzamalıdır ki, demcinin zevki artsın.

Herkes bilir: Develerin boynu çok uzundur. Bu nedenle yolda yürüyen Bektaşi, bir deve görünce kıskanmış ve Vay anam! Ne güzel içer bu yahu! demiştir."

Aydın Boysan Şerefe

yumruk mezesi Eski İstanbul sokaklarında gezinen ayaklı meyhanelerden bir küçük kadeh rakı alan işret erbabı, ayaküstü bir-iki yudumda işini görür, sonra elinin tersiyle ağzını silerdi. Bu hareket argoya yumruk mezesi adıyla yerleşti.

yuvarlamak İçki içmek, özellikle bir tek rakıyı bir yudumda içmek.

Salih Tozan

Salih Tozan (1914-1963), Türk sinemasının en tatlı ve en keyifli içicilerindendi. İçtikçe açılanlardan, demlendikçe geçmişi bir güzel yaşayanlardandı.

Bir meyhane sohbetinde, bir anısını kendine özgü anlatımıyla şöyle dile getiriyordu:
"Bir gün hastalanıp Uludağ'a gitmiştim. Doktor, 'İçmeye devam edersen ölürsün' demişti. Rakı da bulamıyorum. Kim dinlerdi doktoru, bir bulsam. Bir kız gelip bana 'Artist olmak istiyorum' demişti. Bir şartım var, dedim. Üçyüz gram ispirto getirirsen. 'Ne yapacaksın?' dedi. Silineceğim kızım, dedim. Ve ispirtonun içine şeker atıp içtim. O gün karlar üzerinde yürüdüm inadına. Ben ölmedim. Arkasından bir baktım ki, bizim doktor ölmüş."

Cahide Sonku

Güzeller güzeli Cahide Sonku (1911-1981), Yıldırım Önal (1931-1982), Tugay Toksöz (1937-1988), Hayri Caner (1936-1998), Mesut Engin ve Suphi Kaner (1933-1963) alkole yenik düşen sinemacıların öne çıkanlarıydı. Suphi Kaner'in bir dergide çıkan ilanı oldukça ilgi çekiciydi.

İçiciliğe tövbe ediyordu: "Sayın seyircilerim, meslektaşlarım. 24.2.1961 tarihinden itibaren, on yıldan beri devamlı olarak içtiğim içkiyi, gerek sıhhatimin ve gerekse dostlarıma karşı davranışlarımın anormalleşmesi bakımından bıraktım... Bundan böyle her kim beni, içki içerken veya içkili görürse kendilerine, tarafımdan 1000 TL ödenecektir. Hürmetlerimle."

Ne var ki ünlü güldürü ustası, seyircilerine ve Türk sinemasına verdiği sözü tutmamış, ilan tarihinden sonra, üç yıl daha içerek yaşama veda etmişti. Elbette, alkole yenik düşenlerin dramatik sonlarını, yalnızca içiciliğe bağlamak nasıl bir gerçeği yansıtır, tartışmaya açıktır. Alkol bağımlılığını tetikleyen yalnızlık ve sevgisizlik de bu konudaki temel nedenlerden biridir sonuçta.

Rakı, şişede göründüğü gibi durmaz. Alkolün iç ve dış etkileri, içene göre değişir. Kimi Sadri Alışık gibi her kadehte sevecenleşir, kimi de Cüneyt Arkın gibi hırçınlaşır. Alkollü yaşam, bilinçaltındaki iyi ya da kötü huyların dışavurumudur son tahlilde.

Semih Evin

Yapımcı-yönetmen Semih Evin (1920-1987), Beyoğlu Balıkpazarı'ndaki tarihi Cumhuriyet Meyhanesi'ni mesken tutmuştu yıllarca. Kendine özel olarak ayrılmış bir masası vardı üst katta. İkinci adresi, evi gibiydi. Katıksız bir akşamcıydı. Ve rakısını ne güzel yudumlardı, tek başına sessizce. O hep yalnız ve yorgun gecelerin adamıydı.

Rakıcıların uzun soluklu sohbet mekânı meyhaneler olduğuna göre, hemen şu meyhaneli filmler gelir akla. 1958'de İhsan Noyan'ın Meyhane Köşeleri, 1958'de Lütfi Ö. Akad'ın Meyhanecinin Kızı, 1964'te Türker İnanoğlu'nun Meyhaneci ve 1968'de ise Nevzat Pesen'in Meyhanenin Gülü. Meyhanecinin Kızı'nı Sezen Sezin, Meyhanenin Gülü'nü de Türkan Şoray oynar. Bu tür meyhane sahnelerinin uzatmalı meyhanecisi de Faik Coşkun babadır (1914-1978) kır saçlarıyla.

Meyhane sahnelerinin gerçek dekorlarından biri de, Pangaltı'da Dolapdere'ye inen yokuşun başındaki ünlü Kulüp Meyhanesi'ydi 1960'lı yıllarda. Aşk acısı çekenlerin, mutluluğu rakı kadehlerinde arayanların, Sadri Alışık gibi Efkârlıyım Abiler (1966) diyenlerin, evlilik yıldönümlerini kutlayanların mekânı ve özellikle de bu tür film sahnelerinin platosuydu Kulüp Meyhanesi...

Rakıyı ve öteki alkollü içkileri konu alan popüler şarkıların da, ünlü sesler aracılığıyla, film sahnelerine sık sık yansıdığı görülür. İşte Pazar-Bir Ticaret Masalı (2010) adlı filmin bir sahnesinde Dario Moreno'yu dinleriz kült şarkısıyla:

Her akşam votka rakı ve şarap
Kurtar beni ya Rab...

AGÂH ÖZGÜÇ

Mahmut Yesari

Yesari, Mahmut (1895-1945) Çulluk, Tipi Dindi gibi yapıtlarıyla dönemine tanıklık eden, çok okunan roman ve oyun yazarı; karikatürist. İyi akşamcıydı ve tüberkülozdu. Değişmekte olan bir toplumun yaşamından gerçekçi sahnelerin yer aldığı roman ve hikâyelerinde her iki konu da ayrıntılı işlenir.

Yakacık Mektupları bir tüberküloz hastanesi röportaj öyküleri topluluğudur. Nâzım Hikmet'le evinde yatıya kalacak kadar iyi arkadaştı. O dönemde tanıdığı kendinden yirmi yaş genç yazar Cahit Uçuk'la evliliğini, Cahit'in teklifiyle yaptı.

Bir gün Cahit Uçuk'ların evine yemeğe gitmişti, lezzetli yemekler yenildi, bir aralık Cahit Uçuk bir soru sordu: "Benimle evlenir misiniz Yesari Bey?" Bir ay sonra nikâh haberi yayımlandı.

Yazarlık ve gazetecilikle geçinen Yesari, gazetelerde tefrika edilen romanlarını defterlere yazardı. Ömer Rıza Doğrul bu defterlerde bir tek karalamanın olmadığını vurgular. Rifat Ilgaz, bir konuşmamızda gazete patronu Halil Lütfi Dördüncü ile yazar Mahmut Yesari'nin bir düellosunu anlatmıştı.

Dördüncü, muhasebeye "Yesari çok içiyor, işi aksatabilir, romanının tamamını teslim etmeden para vermeyin" diye emir verir. Yesari yeni romanının ilk üç dört defterini getirince öğrenir durumu; defterleri bırakmaz, bir hafta sonra on-onbeş defteri bırakır, parasının ilk bölümünü alır.

Diziciler üç defter sonra konunun değiştiğini görürler. Yesari eski defterleri bırakmıştır meğer. Acele yazarı bulurlar. O da onlara yeni defterleri gösterip güler, "yeni bölümleri verdikçe paramı hemen almalıyım."

* Cahit Uçuk Silsilename / Selim İleri "Unuttuğumuz Mahmut Yesarî", Zaman, 11 Nisan 2009

Afif Yesari

Yesari, Afif (1922-1989) Erken Cumhuriyet döneminin ünlü romancısı Mahmut Yesari'nin oğludur. Babasının desteğinden yoksun olarak hayata atılmış, ilkokuldan sonra okuyamamış, kendi kendisini yetiştirmiştir. Hikâye kitapları ve düşünce tiyatrosu adını verdiği özgün bir tiyatro uygulaması üzerine oyunları vardır.

Ancak maişet motorunu çalıştırabilmek için "Muzaffer Ulukaya" takma adıyla 180 kadar sahte Mike Hammer romanı kaleme almış ve 1955-1960 arasında yayınlanan bu polisiye romanlar türün meraklılarının beğenisini kazanmıştır.

Hayat gailelerini unutmak amacıyla içenlerdendir. İçmeyi bir yaşam şartı olarak benimsemiştir. Mickey Spillane'in yarattığı ünlü detektif Mike Hammer gibi her fırsatta içmiştir. Yazdığı ilk sahte Mike Hammer romanlarında kahramanın içiciliği hep vurgulanmıştır.

Yayımcısının zoruyla her hafta, üç gün içinde 96 sayfalık bir Mike Hammer romanının yazılması mecburiyeti ve bunun verdiği stresle baş ederken mide kanaması geçirmiş ve içkiyi bırakmak zorunda kalmıştır.

Bu durumu hemen yazdığı kahramanına da aksettirmiş; yeni öykülerinde Mike Hammer de mide kanaması geçirip içemez hâle gelmiştir. Anılarında içemediği için kendisiyle alay eden dostlarına kızmaktan başka elinden bir şey gelmediğini; ama polisiye öykülerinde Mike Hammer'e içemediği için kendisiyle alay edenlerin ağzını burnunu kırdırttığını ve böylece alaycıları dövmüş kadar rahatladığını anlatır.

* Erol Üyepazarcı Korkmayınız Mister Sherlock Holmes, Cilt: 1

Uğur Mumcu

Uğur Mumcu, ailesi Ankaralı olmasına karşın, 22 Ağustos 1942de, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir'de doğdu. Babası Ankara'ya atanınca, Ulus'ta Devrim ilkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler'deki Ulubatlı Hasan ilkokulunda tamamladı, Cumhuriyet Ortaokulu ve Deneme Lisesini bitirdikten sonra (1961), Ankara Hukuk Fakültesine girdi.

Uğur Mumcu, öğrencilik yıllarında "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı"™ kavramış, etkin, coşkulu, çok okuyan, araştıran ve sorgulayan bir gençti. Onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, "münazara'lardaki başarılarıyla dikkati çekiyordu. Daha 20 yaşındayken "Türk Sosyalizmi" başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Makale Yarışmasını kazandı. Hukuk Fakültesini bitirince (1965), bir süre avukatlık yaptı. Sonra dil öğrenmek için ingiltere'ye gitti, dönüşünde Hukuk Fakültesinin idare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı oldu.

12 Martın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı; askerliğini yapmak için hazırlanırken tutuklandı, sonrasında "Sakıncalı Piyade" sayıldı. Askerlik dönüşü gazetecilikte karar kıldı, üniversiteden ayrıldı. Yön, Kim, Devrim, Türk Solu, Ortam, Akşam, Milliyet ve Yeni Oıtam'dan sonra uzun süre Cumhuriyet'te yazdı. Ölümünden önce 25; ölümünden sonra yazılarının toplandığı 4O'ı aşkın kitabı yayımlandı.

Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye'nin yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana olan, hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.

Sabahattin Ali

25 Şubat 1907'de Gümülcine'de doğdu, 2 Nisan 1948'de Kırklareli'nde öldü. İstanbul İlköğretmen Okulu'nu bitiren Sabahattin Ali, Yozgat'ta bir yıl öğretmenlikten sonra, 1928 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nca Almanya'ya gönderildi.

1930'da döndükten sonra Aydın, Konya ve Ankara ortaokullarında Almanca öğretmenliği, Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde memurluk ve Devlet Konservatuvarı'nda dramaturgluk yaptı.

1945'te Bakanlık emrine alındı, İstanbul'da Markopaşa adlı mizah gazetesini çıkardı.

1948'de bir yazısı yüzünden tutuklandı, üç ay kadar hapis yattı. Sürekli izlendiği için yurtdışına kaçmak istedi; ancak Kırklareli dolaylarında bir kaçakçı tarafından öldürüldüğü iddia edildi.

Şiirler, hikâyeler, romanlar yazdı, çeviriler yaptı. İlk yazıları Balıkesir'de Irmak dergisinde çıkmıştı (1925/26). Sabahattin Ali 1930'lu yıllarda öyküye gerçekçi ve yeni bir soluk getirmişti. Öykülerinde; tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan Ali, insanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başarmıştı. Öykü kitapları: Değirmen (1935), Kağnı (1936), Ses (1937), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947). Halk şiirinden esinlenerek yazdığı şiirlerini Dağlar ve Rüzgâr'da toplamıştı (1934).

Sabahattin Ali, romanlarında da insanın ruhuna ayna tuttu ve gerçeğe bu aynadan baktı. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943) adlı romanlarında, okurların gerçekliği daha derinden algılamasını sağladı.

Sağlığında yayımlanmış dokuz kitabına, Varlık dergisinde tefrika edilen Esirler (1936) oyunu da eklenince on kitabı, yedi ciltlik bir külliyat halinde Varlık Yayınları arasında tekrar basılmıştı (1965/66). Bütün Eserleri önce Bilgi Yayınevi'nde, sonra Cem Yayınevi'nde yeniden basıldı. Bu arada Hikmet Altınkaynak'ın Sabahattin Ali - Markopaşa Yazıları ve Ötekiler (1987) derlemesi de adı geçen dizide çıktı. Yazar üzerine incelemeler arasında Kemal Sülker'in Sabahattin Ali Dosyası (1968), Asım Bezirci'nin Sabahattin Ali/Hayatı, Hikâyeleri, Romanları (1974), Kemal Bayram'ın Sabahattin Ali Olayı (1978), Filiz Ali Laslo ile Atilla Özkırımlı'nın Sabahattin Ali (1979), Reşit M. Ertüzün'ün Sabahattin Ali Olayının Gerçeği (1985), Filiz Ali'nin "Filiz Hiç Üzülmesin" (1996), Ramazan Korkmaz'ın Sabahattin Ali (1997) adlı kitapları ve Almanya'da yayımlanan Elisabeth Siedel'in Sabahattin Ali Mystiker und Sozialist adlı çalışması sayılabilir.

Doğan Yurdakul

1946’da Aydın, Bozdoğan’da doğdu. İlkokulu baba memleketi olan Sivas’ta, Çifte Minareli Numune İlkokulu’nda okudu. Orta ve lise öğrenimini Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Paris Sorbonne ve Vincennes Üniversitelerinde doktora çalışması yaptı. Cenevre Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Uygarlığı eğitimi gördü.

Gazeteciliğe 1963 yılında Yenigün gazetesinde başladı; Ulus gazetesi, Kim dergisi, Yön ve Devrim dergileriyle devam etti. 12 Mart döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde iki yıla yakın tutuklu kaldı. 1974 yılında afla çıktıktan sonra Vatan gazetesinde çalıştı, Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı ve Ankara temsilciliği yaptı.

12 Eylül askeri darbesinde Aydınlık kapatılınca Yankı dergisine yazıişleri müdürü oldu. Yazdığı yazılar nedeniyle hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkınca yurtdışına çıktı; Brüksel, Paris ve Cenevre’de çeşitli işlerde çalıştı. Türk Ceza Kanunu’nun komünizm propagandasını cezalandıran 142. maddesi kaldırılınca hakkında verilmiş 220 yıllık hapis cezası düştü ve 1991’de yurda döndü.

Evrensel gazetesi Ankara temsilciliği, Siyah Beyaz gazetesi genel yayın yönetmenliği, Günaydın gazetesi Ankara haber müdürlüğü yaptı. 1997 yılında “32. Gün” programı Ankara temsilcisiyken kitap yazmak üzere kendi isteğiyle emekli oldu. 2008 yılından beri yaptığı Odatv yayın koordinatörlüğü sırasında 6 Mart 2011 tarihinde tutuklandı. Bir yıla yakın Silivri Cezaevi’nde tutuklu kaldıktan sonra 23 Şubat 2012 de tahliye edilen Doğan Yurdakul duldur ve bir kızı vardır.

Yayımlanmış diğer kitapları arasında Reis (Soner Yalçın ile birlikte), Bay Pipo (Soner Yalçın ile birlikte), Çetele (Cengiz Erdinç ile birlikte), Sırların Kavşağında ve Fransızca-Türkçe Büyük Sözlük sayılabilir.

Ayrıca Fransızcadan Türkçeye çevirdiği 6 kitap bulunmaktadır.

İlber Ortaylı

Yaşamı
1947 yılında Bregenz'de Kırım Tatarı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 2 yașındayken ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç etti. İlk ve orta öğrenimini İstanbul Avusturya Lisesi'nde tamamladı. 1965 yılında Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun oldu.

Akademik Kariyeri 
1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni ve Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin tarih bölümünü bitirdi. Viyana Üniversitesi Slavistik ve Orientalistik Bölümü'nde öğrenim gördü.

Yüksek lisans çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Prof. Dr. Halil İnalcık ile yaptı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Tanzimat Sonrası Mahallî İdareler adlı tezi ile 1974 yılında doktor, Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfûzu adlı çalışmasıyla 1979'da doçent oldu. 1982 yılında devletin akademik politikalarına tepki olarak görevinden istifa etti.

Bu dönemde Viyana, Berlin, Paris,Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunusüniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, buralarda seminerler ve konferanslar verdi. 1989'da Türkiye'ye dönerek profesör oldu ve 1989-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı.

Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. ile 19. yüzyıllar arası Osmanlı tarihi ve Rus tarihi ile ilgili makaleleri yayınlandı. 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi'ne, iki yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak geçti. Şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Türk Hukuk Tarihi derslerini vermektedir.Galatasaray Üniversitesi Senato üyesidir. Ayrıca İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı Kapadokya Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyeti üyesidir.

Özel Yaşamı
1981 yılında Mersin eski Senatörü Dr. Talip Özdolay'ın kızı Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evlilikten Tuna adında bir kızı oldu. Daha sonra 1999 yılında eşinden boşandı.

Ortaylı, bilgisayar ve internet kullanmayı sevmemektedir. Herhangi bir sosyal medya sitesinde adına açılmış hesapların hiçbiri kendisinin değildir.[8] İlber Ortaylı'nın ayrıca çocukluğundan beri büyük bir tutku ve özenle biriktirdiği minyatür otomobillerden oluşan büyük bir koleksiyonu vardır.

Eserleri
* Tanzimat'tan Sonra Mahalli İdareler (1974)
* Türkiye'de Belediyeciliğin Evrimi (İlhan Tekeli ile birlikte, 1978)
* Türkiye İdare Tarihi (1979)
* Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu (1980)
* Gelenekten Geleceğe (1982)
* İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı (1983)
* Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Yerel Yönetim Geleneği (1985)
* İstanbul'dan Sayfalar (1986)
* Studies on Ottoman Transformation (1994)
* Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti'nde Kadı (1994)
* Türkiye İdare Tarihine Giriş (1996)
* Osmanlı Aile Yapısı (2000)
* Tarihin Sınırlarına Yolculuk (2001)
* Osmanlı İmparatorluğu'nda İktisadi ve Sosyal Değişim (2001)
* Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesi'ne (Taha Akyol ile birlikte, 2002)
* Osmanlı Barışı (2004)
* Barış Köprüleri Dünyaya Açılan Türk Okulları (2005)
* Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek-1 (2006)
* Kırk Ambar Sohbetleri (2006)
* Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek-2 (2006)
* Eski Dünya Seyahatnamesi (2007)
* Avrupa ve Biz (2007)
* Batılılaşma Yolunda (2007)
* Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek-3 (2007)
* Mekân ve Olaylarıyla Topkapı Sarayı (2007)
* Tarihimiz ve Biz (2008)
* Tarihin İzinde (2008)
* Tarihin Işığında (2009)
* Türkiye'nin Yakın Tarihi (2010)
* Defterimden Portreler (2011)
* Tarihin Gölgesinde (Taha Akyol ile birlikte) (2011)
* Yakın Tarihin Gerçekleri, Timaş Yayınları (2012)
* Cumhuriyetin İlk Yüzyılı 1923-2023, Timaş Yayınları (2012)
* İlber Ortaylı Seyahatnamesi, Timaş Yayınları (2013)
* İmparatorluğun Son Nefesi, Timaş Yayınları (2014)